31 Ağustos 2009 Pazartesi

"Birgün hesabını soracağız!"

Share

Sezen AKSU'nun PKK Desteğine Cevap

Share

2 gün dayanabilir misin acaba minik serçe o dağlarda sadece gezmek için bile ?
Ordaki evlatların anaları keyfi mi yolluyor çocuğunu ?
"Artık kan dökülmesin"miş.. Dökülmesin o zaman !
Bıraksınlar silahlarını insinler şehre, çekmek için cezalarını girsinler hapishaneye!
Başbakana taş atan çocuk hapse giriyor da, benim Vatanım'ın evladına mermi sıkan niye serbest kalıyor dağdan inince ??!
Satamayacaksınız bu Vatan'ın tek bir taşını bile !
PKK özerklik mi istiyor? NAH alırsınız!
Kürtçe meşrulaşsın mı istiyor? NAH alırsınız!
Hadi gidin Irak'a.. Bakın o size zaten kucak açmış vaziyette..
Hangi dilde istiyorsanız konuşun.. Ne kadar toprak istiyorsanız alın ABD abinizden..
Ama bizden ancak NAH alırsınız...

30 Ağustos 2009 Pazar

Bayrak Bir Milletin Onurudur!

Share

Niçin her geçen yıl milli bayramlarda evlere asılan bayrak sayısında eksilme oluyor? Farkında değiliz de bayraklar mı toplatılıyor? Yoksa zamanında dünyayı şaşkına uğratarak vatan sevgisini gösteren, bir karış toprağını vermemek için canlarını veren Türk Milleti devletine, Atasına, ordusuna, vatanına mı küstürülüyor? Etrafınıza bir bakın kaç bayrak gördünüz bugün? Bayrak neydi? Unutuldu mu? Unutturuldu mu? Bir bayrak asmaktan aciz insanlar! Unuttunuz mu bayrak bir milletin onurudur? Bu kadar mı düştük?! Bir başka ülkede savaş çıktığında desteklemek için o ülkenin bayrağını asanlar nerede şimdi? Uyanın! Önce kendi vatanınız!

Unuttunuz mu 30 Ağustos Zafer Bayramının anlamını? Hiç mi tarih dersi görmediniz? Bu nasıl ülke sevgisi, bu nasıl vatan sevgisi? 

Belki hatırlamaya ihtiyacınız var! 

"İzmir 15 Mayıs 1919’da başlayan Yunan işgalinden 9 Eylül 1922 tarihinde kurtuldu. 30 Ağustos günü Dumlupınar’da Büyük Zaferi kazanan Ordularımız bir hamlede Afyon Cephesinden Ege’ye, Akdeniz’e, Marmara’ya ulaştılar. 

9 Eylül sabahı İzmir’e ilk önce süvarilerimiz, yani atlı birliklerimiz girdi. Vilayet Konağına Türk Bayrağını çekmek Yüzbaşı Şerafettin Beye nasip oldu. Bunun anısı olarak, Başkomutan ATATÜRK tarafından kendisine, Buhara Cumhuriyetinden gönderilen çok değerli bir kılıç armağan edildi. 1934 yılında Soyadı Yasası kabul edilince de, Şerafettin Bey’e “İzmir” soyadı verildi. 

ATATÜRK 9 Eylül günü ikindi vaktinde, yanında İsmet (İnönü) ve Fevzi (Çakmak) Paşalar olduğu halde, Belkahve’deki gözetleme yerine geldi. Ordularımızın hareketlerini dürbünle izledi. Özellikle, Kadifekale’ye Türk Bayrağının yeniden çekilmiş olduğunu görünce, çok sevindi. Savaşın tüm yorgunluklarından arınıverdi. 

Başkomutanlık Karargahı (o zamanki adı Nif olan) Kemalpaşa’da kurulmuştu. ATATÜRK ve arkadaşları geceyi Kemalpaşa’da geçirerek, 10 Eylül Pazar sabahı İzmir’e hareket ettiler. İzmir halkı tarafından büyük bir coşkuyla karşılandılar. İlk önce Vilayete gidildi. ATATÜRK öğleden sonra Karşıyaka’ya geçti. Seçkin bir Süvari Birliği kendisine eşlik ediyordu. 

ATATÜRK Karşıyaka’da İplikçizade Köşkü’nde konaklayacaktı. Girişte kadınlı, erkekli muazzam bir topluluk birikmişti. ATATÜRK onları selamlayarak köşke yöneldiğinde yüzü asıldı. Kaşlarını çattı. Çünkü, geçeceği yerde boylu boyunca bir Yunan Bayrağı seriliydi. Karşılayıcılara bunun nedenini sordu. Onlar da, “Yunan Kralı Konstantin’in 1921 yılında İzmir’e geldiğinde bu köşkte ağırlandığını; yere serilen Türk Bayrağını çiğneyerek içeri girdiğini” anlattılar. 

ATATÜRK’ün yanıtı kısa ve kesindi: “Yunan Kralı hata etmiş. Çünkü, bayrak bir milletin onurudur. Ben bu hatayı tekrarlamam” diyerek, yerdeki bayrağı kaldırttı. Köşkün bembeyaz mermerlerinde ilerleyerek, içeri girdi."


/Try&Stop Me!

Önce Andımız, Sonra İstiklâl Marşımız, Anasayamız, İsmimiz......

Share

Tekrarlamaktan hiç sıkılmayacağım..
NAH alırsınız!

Sayın BAŞ ;

Share

Tehlikenin Farkında mısınız ??

Share

NE SEN'DEN GEÇERİZ NE SENİN ESERİNDEN!

Share

NÖBETÇİ MİLLET

YARADAN HEY YARADAN…
DÖRT YIL DEĞİL, BİN YIL GEÇSE ARADAN
SENSİN ATEŞ DİYE KANIMIZDAKİ,
SENSİN IŞIK DİYE ÖNÜMÜZDEKİ,
EY YANIMIZDAKİ
BEŞ - ON MERMERE, BİR AVUÇ TOPRAĞA SIĞAN
SINIRSIZ MAVİ UMMAN HEY.

YENİ KIYILAR BULUR, YENİ YARLAR KAZARDIN
SEN HER KÖPÜRÜP TAŞMANDA;
HER KONUŞMANDA
MİLLETİNİN ALIN YAZISINI YENİDEN YAZARDIN.
BAKIŞLARIN İNANMAYANI EZERDİ,
SAĞ KOLUN BİR ORAĞA BENZERDİ:
BAŞLARDI YURT TARLASINDA FİKRİN VE HİSSİN HASADI.
CÜMLELERİN YA ÖRSDEN KALKARDI
YA ÇIKARDI KINDAN.
BAŞAK SAÇLARIN SARKARDI HARMAN ALNINDAN;
HALK BİÇİLMİŞ EKİN GİBİ DÜŞERDİ DİZLERİNE,
MİLYONLAR KATILIRDI SÖZLERİNE
MIKNATISI GÖREN ZERRELER GİBİ
SÖZÜNDE ÇARPIŞIP DÜŞERDİ.

TAM SUSTUĞUN AN KIYAMET OLDU,
TAM KONUŞTUĞUN ANLARSA MAHŞERDİ:
RAB, GÖKTE DİNLEYİN DERDİ MELEKLERİNE;
YILDIZLAR GİRERDİ YENİ MAHREKLERİNE;
NEHİRLER KAVUŞURDU YENİ DENİZLERİNE;
HALK BİÇİLMİŞ EKİN GİBİ DÜŞERDİ SENİN DİZLERİNE
ŞİMDİ NÖBETÇİ OLMAK İÇİN ANIT-KABRİNE
TAMAMLAYABİLMEK İÇİN TAVAFINI
SARMIŞ YALIN KILIÇLAR GİBİ ETRAFINI
TUTUYOR NÖBET,
BU MİLLET:
BU, VAKTİYLE AYAKLARINI UMMANLAR YALAYAN,
BU , ÜÇ KIT'AYI ATININ NALIYLA DAMGALAYAN,
BU, TİMUR'U, ATTİLA'YI, OĞUZ'U,
BU, YILDIRIM'I, FATİH'İ, YAVUZ'U,
BU, SENİ YETİŞTİREN ULU MİLLET,
VAKAR VE HAYSİYETLE DİMDİK
UYANIK TETİK
ANIT - KABRİNDE TUTUYOR NÖBET.
DÜNYA DÖNÜP DOLAŞIP,
BOĞAZLAŞIP, DALAŞIP
ERGEÇ VE ANCAK
MİLLİ MİSAKLARDA KARAR KILACAK,

EY EN BÜYÜK USTA !..
DÜŞÜNEN OLMADI BU HUSUSTA
SENDEN EVVEL VE SENDEN İLERİ:
İLK MÜJDEYİ, İLK HABERİ
SENDEN ALMIŞTI CİHAN;
TA O ZAMANDAN ANLAYAMADIĞINA YANSIN.
SEN DÜNYANIN DÖNÜP DOLAŞIP GELECEĞİ,
UĞRUNDA MİLYONLARIN SEVE SEVE ÖLECEĞİ
EN BÜYÜK MAKSAT İÇİN
DÜNYAYA İLK KARŞI KOYANSIN.
NASIL İÇİMİZDEYSEN BÜTÜN VARINLA
İŞTE ÖYLECE DÜNYA DAVALARINDASIN.

O IŞIK SAÇLARIN, O ALEV SÖZLERİNLE
O GÖK GÖZLERİNLE SEN,
EY ISSIZ GECELER İÇİNDEN,
BİZE EŞSİZ SABAHI GETİREN !

EY ASIRLARDIR DUL BAYRAĞIN EŞİ
EY GECEYARILARIMIZIN GÜNEŞİ,
EY IŞIK SAÇLAR,
EY YELE KAŞLAR,
EY ÇEKİLMİŞ HANÇER BAKIŞLAR,
EY FİKRİ DÖVEN ŞAKAKLAR,
EY KALEM PARMAKLAR,
EY AY - YILDIZ EL,
EY EN GÜZEL
EY EN BÜYÜK
EY ATATÜRK !…

GETİR DUDAKLARINI, BİR BİR ALNIMIZA KOY,
DAĞLANSIN ATEŞİNLE BU SOY.
OY ATATÜRK OYY…

İRKİLMEZ ATA ÇOCUĞU İRKİLMEZ;
ZAPTEDİLMEZ ATAM ZAPTEDİLMEZ
BİZ VARKEN SENİN HİSARININ BURÇLARI:
BAKIŞLARIMIZ KILIÇ UÇLARI,
BEKLİYORUZ DEVRİMİNİ BİZ.
ÇÖKMEYECEĞİZ DİZ…
İSTERSE HAYAT ZEHROLSUN,
İSTERSE REFAH KAHROLSUN,
İSTERSE KURŞUN DÜŞSÜN YANIMIZA BELİMİZE,
İSTERSE GEÇİNMEK İÇİN BİR DİLİM
KURU EKMEK GEÇMESİN ELİMİZE,
HALEL GELMEZ BİZİM ATEŞİMİZE:
DÜNYA DÜŞSE PEŞİMİZE,
YER SARSILSA YERİNDEN
NE SEN'DEN GEÇERİZ NE SENİN ESERİNDEN!

Erdal SARIZEYBEK Diyor ki :

Share

İşte Gerçek TÜRK!

Share

Senin Gibisini Görmedim ATAM!

Share

Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Share Gözlerinizi kapatıp dinleyin.. Ülkenin durumunu düşünün ATAM konuşurken..
Sanki dediklerinin hepsi olmuş değil mi ?.. Dediklerinin hepsi çıkıyor..
O'na "İleri görüşlü lider" vasfını yakıştıramayanlar da dinlesinler bunu..
Ama anlamazlar ki.. Onlara göre ülke tam olması gerektiği yerde..
Sömürülebilir, yıkılabilir, parçalanabilir..
Peki ya sizin hiç dikkate bile almadığınız biz, TÜRK GENÇLİĞİ bu duruma ne diyecek ??
Her zamanki gibi, NAH alırsınız!

Nihat Genç'ten dürüst sözler

Share Bu konuşmalardan sonra yasaklandığı söyleniyor..

30 Ağustos Zafer Bayramımız'ın 87. Yılı Kutlu Olsun!

Share

29 Ağustos 2009 Cumartesi

CNN'den "Kürdistan" hatası(!)

Share


Amerikan CNN televizyonu, geçen hafta bir programda Türkiye'nin doğusunu kapsayan bir bölücü haritaya yer verdiği için ABD'deki Türklerden özür diledi.

CNN televizyonunda gazeteci Campbell Brown'ın 21 Ağustosta yayımlanan programında, Türkiye topraklarının bir bölümünü içeren bir bölücü harita görüldü. Bunun üzerine Türk-Amerikan Dernekleri Asamblesi (ATAA), CNN televizyonunun bu hatayı düzeltmesi için ABD'de yaşayan Türkler nezdinde kampanya başlattı.

ABD'deki Türkler, CNN'i elektronik posta ve faks yağmuruna tutarak tepkilerini dile getirdi ve yapılanın büyük bir hata olduğunu ifade etti.

CNN'in halkla ilişkiler yetkilisi Bridget Leininger, ATAA'ya bir mesaj yollayarak, Türkiye haritasında "teknik bir hata yapıldığını" belirterek, bu yanlışlıktan dolayı CNN'in ABD'deki Türk toplumundan özür dilediğini kaydetti.

ATAA Başkanı Günay Evinç, CNN'in hem telefonla, hem de yazılı olarak kendilerine ulaştığını belirterek, kampanyaya destek veren Türk-Amerikan toplumunun üyelerine teşekkür etti.

Kaynak : www.mynet.com

ART (Avrasya tv) Rasmussen protestosu

Share

ART (Avrasya tv) Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile birlikte basın toplantısı yapan NATO Genel Sekreteri Rasmussen'i yayında protesto etti.
Davutoğlu'nun konuşmalarını yayınlayan kanal, söz sırası Rasmussen'e geldiğinde, ağzına siyah bant vurup, sesi de kapatarak ekrana, "İSLAMIN PEYGAMBERİNE HAKARETİ SAVUNAN SESİ DUYURMAK İSTEMİYORUZ" "ROJ TV VE TERÖR HAMİSİNİN SESİNİ DUYURMAK İSTEMİYORUZ" yazılarını bindirdi. Rasmussen konuşurken yalnızca müzik sesi veren kanalın alt başlığında da "HEM DE RAMAZAN'DA GÜNAH ÇIKARIYOR / daha dün peygambere hakareti savunuyordu. daha dün roj tv'ye hamilik yapıyordu" yazısı dikkat çekti.

HELAL OLSUN CESARETİNİZE!

EYLEM YAPAN DTP'Lİ İTLERE URFALI KADINDAN TOKAT GİBİ CEVAP

Share  

İnsan hakları, barış diyen yalancı köpeklerin karşı fikir beyan eden birine tavırları ortada!
Hani barış ? Hani insan hakları ?
Bir kadına küfretmek ?
ANANIZI DA ALIN GİDİN YOKSA KÖTÜ ŞEYLER OLACAK ONLARA!

Atatürk ve İtalyan Sefiri

Share

Taviz verilemez!

Share “Demokrasi Paketi”ne ilişkin ayrıntılar şekillenmeye başladı. Kısa, orta ve uzun vadeli hedefler şeklinde belirlenen adımlarda ilk olarak Kürtçe’nin önündeki yasal engeller kaldırılacak. Hükümet, “demokratikleşme paketinin” hazırlanması yani “yol haritası” denilen süreçte iki ana olgunun kamuoyu üzerinde yarattığı olguyu değerlendirdi. Bunlardan birincisi PKK, diğeri Kürt Sorunu. Yol haritasının belirginleştirilerek, çözüme yönelik adımlar atılmasında da bu iki olgunun birbiriyle bitiştiği ve ayrıştığı noktalar ele alındı. Yol haritasının oluşturulması sürecinde Kürt sorunun çözümüne yönelik söylemlerde “barışcıl” ifadeler kullanan hükümet PKK’yı bu süreçten ayırarak, “terörist” nitelemesini sürdürdü.

Devletin zirvesi de “Demokrasi Paketine” ilişkin yaptıkları değerlendirmelerde bu ayrımın altını çizdi.

Kürtçe’ye her alanda serbestlik

Demokrasi Paketi’ne ilişkin çalışmaların koordinasyonu İçişleri Bakanlığı bünyesinde ilgili kurumların da katılımı ile sürdürülüyor. Kısa vadede atılması gereken adımlardan bazıları şöyle belirlendi:

- Kürtçe’nin seçmeli ders kapsamına alınması,

- Üniversitelerde Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümlerinin yanı sıra, Kürdoloji Enstitülerinin de kurulması,

- Cezaevlerinde Türkçe bilmeyen tutuklu ve hükümlülerin görüş sırasında aileleri ile Kürtçe konuşmalarına imkan tanınması.

- Köylerin Kürtçe isimlerinin geri verilmesi,

- Siyasi Partiler Kanunu’nun “Azınlık Yaratılmasının Önlenmesi” başlıklı 81.maddesi esnetilecek. Bu maddedeki, “propaganda ve mitinglerde, pankart ve levhalarda, broşür ve beyannamelerde plaklar ve ses görüntüsü bantlarında Türkçe’den başka dil kullanılamaz” hükmü değiştirilecek ve çifte dil kullanmanın yolu açılacak.

- Terörle Mücadele Yasası kapsamında yargılanan ve kamuoyunda “Taş atan çocuklar” olarak bilinen çocuklar bu kapsam dışına çıkarılacak.

- Mahmur Kampı’nın boşaltılması.

- Köye dönene yerleşim birimi gösterilmesi.

www.gazetevatan.com / 29.08.2009

DTP’nin 1 Eylül günü Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda düzenleyeceği, ‘Onurlu bir barışa evet’ mitingi için merkez Kayapınar İlçesi’nde bildiri dağıtıldı. DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, İl Başkanı Fırat Anlı, Kayapınar Belediye Başkanı Zülküf Karatekin bildiri dağıttı. Ardından halk toplantısı düzenledi.


İŞTE TUĞLUK'UN KONUŞMASI:

30 yıldır denenen yöntemlerle bu sorunu bitiririz demenin mümkün olmadığını hep ifade ettik. Gelin bu sorunu diyalogla çözelim dedik. Bugün bunun koşullarının oluştuğunu gördük. Devletin içinde bir kesim bu sorunun askeri yöntemlerle çözülemeyeceğinin farkında.

Artık herkes Kürt sorununda yeni bir sürecin başlaması gerektiğini söylüyor, kendilerince bir çözüm öneriyorlar. Nedir bu, muhatapsız olarak bir takım hakları vererek bunu böyle kapatalım diyorlar. Öcalan’ın koşullarını düzeltelim, yanına birkaç tane tutuklu götürelim, köy isimlerini eski haline getirelim, Kürdoloji enstitüleri açalım. Kamu kurumlarında Kürtçe konuşmanın önü açılsın. İşte planları bunu içeriyor.

Kürt sorunu muhatapsız ve diyalogsuz çözülemeyecek. Biz bir çözüm istiyoruz. Bunun en büyük acısını, bedelini Kürtler ödedi. Ama böyle ufak tefek adımlarla bu kadar ciddi bir sorunu çözemezsiniz. Bir çözüm olacaksa bu halkın iradesini tanımak zorundasınız. Bu halkın örgütlü gücünü tanımak zorundasınız. Onlarla oturup konuşmak zorundasınız. Bu da çok açıktır. Çözümün muhatabı Öcalan’dır.

www.mynet.com 29.08.2009

Sanıyormusunuz ki dillerini her alanda kullanmaya izin verip, ikilik yarattıktan sonra bu onlara yeterli gelecek?! "Dilimiz tanındı şimdi de devletimizi tanıyın" demeyecekler mi?! Zaten diyorlar, siz sadece kulaklarınızı tıkayıp, gözlerinizi kapatıyorsunuz ya da daha da vahimi bunları bilerek sözde demokrasi trenine biniyorsunuz.

Türban olmadı kürdistanla yola devam! 

Kürt Sorunu & Terör Sorunu

Share 10 maddede Kürt sorunu

Haftalardır “Kürt sorununa demokratik açılım” diye kıyametler kopuyor. Öte yanda “Demokratik açılım”dan söz edenler en demokratik hakkını kullanarak “terör örgütüyle pazarlık yapılmaz” veya “üniter devleti tehlikeye atacak bir girişimin yanında olmalıyız” diyen muhalefet partilerine hakaretler yağdırıyorlar.

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk “Kürt sorununun çözümünün MHP ile CHP’nin misyonunu bitireceğini” söylediği açıklamada “Bir bütün olarak DTP, AKP, Öcalan bu sorunun üniter yapı içinde çözüleceğini ifade ettik” diyor. Yani halkın oylarıyla (hem de DTP oylarının kat kat üstünde oylarla) Meclis’e gelmiş iki büyük muhalefet partisine fena halde bozuluyor, onların diyaloglarına “düzeysiz tartışma, misyonları bitecek” diyor ama terör örgütünün başını kendi partisiyle olduğu gibi Türkiye’nin hükümeti ile de eşdeğer önemde tutuyor.

Şaşacak bir şey yok aslında; Eruh ve Şemdinli’de PKK’nın ilk silahlı eylemini gerçekleştirdiği tarih olan 15 Ağustos için “Yaşasın 15 Ağustos” coşkusu gösteren DTP’li Emine Ayna’nın birkaç ay önce “Öcalan legal biridir” dediği terörist başını da, “istediklerimizi alamazsak Güneydoğu’yu savaş alanına çeviririz” diyen terör örgütünü de aynen DTP gibi baştacı eden ama aynı anda muhalefet partilerine ve bu ülkenin ordusuna, Genelkurmay Başkanı’na en ağır hakaretleri reva gören nice köşe yazarı ve gazete bulunmakta bu ülkede... Neye şaşacağız ki? Doğrularla yanlışların tepetaklak edilip, elbirliğiyle birbirine karıştırıldığı bir ortamda artık şaşırma lüksünüz olamaz. En önemli kararların, gelişmelerin üstü yepyeni bir şok gelişmeyle örtülür, dikkatler oraya yoğunlaşırken diğer tarafta örneğin “yargı reformu” adı altında yargı tümüyle siyasi gücün baskısına alınır, en son duyan siz olursunuz. Artık süreç böyle işliyor.

İki hafta önce Adana havaalanında Adanalı dostlarla konuşurken önümüzdeki masada oturan bir hanım arkasına dönerek bana bir Kürt aşiretinden olduğunu, aynı zamanda okurum ve izleyicim olduğunu belirttikten sonra şöyle dedi: “DTP’nin Kürtleri temsil ettiği doğru değil. Aldığı oyların çoğunu da PKK’nın mahalle mahalle estirdiği terör sonucunda alıyor. Kürt sorunu Kürt sorunu diye ortaya çıktıklarında biz çoğu Kürt utanıyoruz.”

MADEM Kİ ÜNİTER DEVLET?

Daha önce benzer sözleri bir restoranda yanıma gelerek konuşan bir Kürt garsondan da duymuştum. Ben Güneydoğu’da yaşamadığım için bunların doğruluk derecesinden emin olamam ama eğer DTP (“20 milyon Kürt var” dedikten sonra aldığı 2 milyon oy ile) Kürt vatandaşların temsilcisi ise o zaman daha samimi davranması, yakınlıklarını daha önce defalarca dile getirdikleri terör örgütünün silah bırakması için mutlaka “Öcalan’ın muhatap alınmasını” istememesi gerekir.

Eğer bu bir terör sorunu değil de ısrarla tekrarlayıp durduğu gibi Kürt sorunu ise veya Başbakan Erdoğan’ın “Ulusa sesleniş” konuşmasında defalarca vurguladığı gibi demokrasi sorunu ise bu sorunu mesela 10 madde halinde açıklayabilirler mi?

Ahmet Türk’ün dediği gibi DTP, AKP (ve haydi Öcalan da) birlikte şu 10 maddeyi yazıp yayınlasınlar. Zira uluslararası terör örgütü listelerinde yer alan, birçok demokratik ülkenin terörist kabul ettiği bir örgütle ve lideriyle, aslına bakarsanız onları dilinden düşürmemekte ısrar eden, “kardeşimiz” diyen bir partiyle de “demokratik açılım” olmaz. Hiçbir iktidar da “sonunda bedelini bütün ülkenin ödeyeceği” bir hamleyi, “bedeli ne olursa olsun yapacağız” yaklaşımıyla göze alamaz. Almaması gerekir.

RASMUSSEN VE TALABANİ

Nato Genel Sekreteri Rasmussen bile “Önce PKK koşulsuz silah bırakmalı” derken, hatta Talabani bile “PKK silah bırakmalı” derken hükümetin bu açılımda diyaloğa önce bu şartla başlamaması, “sevgi ve kardeşlik”ten söz edenlerin “silah bırakma” da değil, önce terör örgütünün tasfiyesini hiç dile getirmemesi ortada duran dev bir çelişkidir. 

Madem ki “üniter devlet, tek devlet-tek millet” noktasındayız ve bunun aksini kimse istemiyor o zaman yıllardır süren bu vahşi terör eylemlerinin ve PKK’nın varlığının sebebi olan ciddi sorun, eksik olan haklar nedir?

Ahmet Türk “İspanya’da Katalan halkı”nı örnek veriyor ve “İspanya’nın üniter yapısı bozulmadı” diyor ama Katalanlar’ın asla etnisiteye dayalı bir teröre karışmadığını, onlara verilen hakların da “sadece kültürel kimlikle” ilgili olduğunu söylemiyor.

Terörle sorun halletmeye kalkan Bask’ların ise hâlâ terörü bitirmediğini, orada da terörle sorunların çözülmediğini de...

“Kürt sorunu”nu 10 madde halinde rica edebilir miyiz?


Ruhat Mengi

http://haber.gazetevatan.com

28.08.2009 

Erdoğan'nın 1991 Yılında Sunduğu Kürt Raporu

Share

Tayyip Erdoğan'ın Kürt Raporu/30-12-2007

"Bölgenin ismi Kürdistan, devlet terörü vardır, ...PKK eliyle sürdülen kürt silahlı mücadelesi şehre inmiştir. Kemalist devletin geleneksel zora ve silaha başvurma yöntemi iflas etmiştir."

Şuan başbakan olan bir insan bunları söyleyebilmişse veya bunları söyleyen bir insan şuan başbakansa bu ülkede; oy verirken aklını kullanmayı, düşünmeyi, sana öğretilenleri, ülkenin bütünlüğünü sağlamanın esas görevin olduğunu unutmuşsun demektir!

Bir Devrimcinin Güncesi

Share

İstiklal Marşı

Share

Hanginiz okudunuz İstiklal Marşınız'ı bu kadar içten ?..

Ben MUSTAFA KEMALİM!

Share

İzleyip de gözünüz yaşarmıyorsa, bir sorun var demektir içinizde, düşüncelerinizde..

Kürt İstilası

Share

28 Ağustos 2009 Cuma

Öcalan 'yol haritası'nı anlattı

Share Terör örgütü PKK'nın lideri Abdullah Öcalan, “Yol haritası demokratiktir, birleştiricidir, bütünleyicidir. MHP’nin söylediği ayrıştırıcı söylemi kesinlikle doğru değil. Tam aksine yol haritası bütünleştiricidir, Türkiye halklarına, Türkiye’ye, Türkiye demokrasisine hizmettir” dedi.

Öcalan avukatlarıyla haftalık olağan görüşmesini yaptı. ANF’de yer alan habere göre Öcalan, görüşmede gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Amerika’nın desteğini yitirdiğini ve açılıma bu yüzden karşı çıktığını iddia eden Öcalan, şöyle konuştu:

“Bahçeli bu açılıma sert bir şekilde karşı çıkıyor. Bu sürecin kendi yönünden en iyi farkında olanlardan birisi Bahçeli’dir. Genelkurmay da açıklama yapıyor. Bunları söylemek zorunda hissediyor kendini. Ama Bahçeli daha organizelidir. Bahçeli’nin bu kadar sinirlenmesi, çözüme karşı çıkması gayet doğaldır. Çünkü Amerika’nın desteğini yitirmiş durumdadır. Neleri kaybettiklerinin, kaybedeceklerinin farkındadırlar. Bugüne kadar Amerika tarafından eğitilmişler, Amerika’dan destek görmüşler ama Amerika 5 Kasım 2007’den itibaren Türkiye’deki Gladio’dan desteğini çekti. Bunlar neleri kaybedeceklerini biliyorlar. Onun için bu sürece karşı çıkıyorlar. Oysa bunların hepsi Amerika’nın ürünüdür. Aynen El Kaide gibi. İşte Amerika daha çok El-Kaide tipi örgütlenmelerle Ortadoğu’nun denetimini elinde tutmaya çalışıyor.”

-“ÖZ SAVUNMA’ AYRI BİR ORDU DEĞİL”-

Öcalan, bir kısmı basına yansıyan yol haritasında yer alan Kürtlerin kendi savunma örgütlerini kurmaları önerisine ise şöyle açıklık getirdi:

“Benim söylemek istediğim ordu içinde ayrı bir ordu değildir. Türkiye’de ikiyüz bin özel güvenlikçi vardır. Benim söylediğim ordu içinde ordu değildir, ayrı bir ordu da değildir. Benim söylediğim şehirde, mahalle sakinlerinin seçtiği zabıta tarzında olabilir. Köylerde de köy halkının seçtiği, milis tarzında, milis diyebileceğimiz güvenilir kişilerden oluşan bir güvenlik birimi, bir güvenlik sistemi de diyebiliriz. Bunları halk kendisi seçmelidir. 86 bin köy korucusu var, bunlarla güvenlik sağlanamaz. Köy koruculuğu sistemi kötü bir sistem. Eski sistemle olmuyor, yeni güvenlik sistemi bu konuma gelecek, ben bunu önceden öngörerek söyledim. Bunları bölge halkı kendisi seçecek, kendi güvenliğini kendisi sağlayacak. Bu şimdi değil ta ilerisi için söylediğim bir konudur. Bunu şart olarak da ileri sürmüyorum, ama bu bir ilkedir. Bunun için kimse bana kızmasın, yanlış da anlamasın, eninde sonunda da bu noktaya gelinecek. Güvenlik korucularla sağlanamaz.”

-“20 MİLYON İNSANIN DİLİ NE OLACAK?”-

Demokratik açılım tartışmalarında devletin resmi dili Türkçe olduğu vurgusunun yapılmasını da değerlendiren Öcalan, şunları kaydetti:

“Tamam devletin resmi dili Türkçe’dir ama yirmi milyon insanın dili ne olacak? Bu yirmi milyon insan hayvan değil ya. Dil diyorsunuz eğer dili örgütlemezseniz, dili kullanmazsanız, dili eğitmezseniz, gazete, radyo, televizyonlarda her gün işlemezseniz, eğitimde kullanmazsanız dili nasıl geliştireceksiniz? Nasıl yaşayacak bu dil? Kültür ancak dil ile geliştirilir. Dilin örgütlenmesi lazım. Bu bireysel ve kollektif haklar meselesi de boş bir ayrımdır. Kabul edilemez bir ayrımdır. Bu şu demektir, biz bireyi tanıyoruz ama toplumu tanımıyoruz gibi absürd bir şeydir. Toplumsuz birey olmaz. Birey ancak toplumla varolabilir. Kürtler şunu istiyor. Kürtlerin kültürlerinin tamamen serbest olması gerekiyor. Kültürlerini örgütleyecek bir serbestiyet gerekiyor. Bu diğer kültürler için de durum böyledir. Kürt sorunun çözümü için Kürtlerin kendilerini demokratik-evrensel ifade tarzı ile ifade edebilmeleri ve demokratik anayasa gerekiyor. Bu sorunun çözümü için demokratik bir zihniyet, demokratik tartışma, demokratik işleyiş, demokratik siyaset, demokratik örgütlülük, demokratik anayasa gerekiyor. Demokratik anayasa olmadan bu sorun çözülmez.”

-“ORTAK VATAN TÜRKİYE VE KÜRDİSTAN”-

Öcalan sözlerini şöyle sürdürdü:

Ortak vatan, Türkiye ve Kürdistan’dır. Kürtler hem Türkiye’yi hem de Kürdistan’ı ortak vatan olarak kabul edecekler. Türkler de hem Türkiye’yi hem de Kürdistan’ı ortak vatan olarak bilecekler. Kürdistan kelimesi de bana ait bir kelime değil. Bu kelimeyi ilk olarak da ben kullanmıyorum. Selçuklu Sultanı Sencer tarafından ilk kez kullanılmış. Tarihsel bir kavramdır. Osmanlı sultanlarının da mektuplarında kullandığı bir kavramdır. Şu anda zaten cumhuriyet var. Sıra geldi cumhuriyetin demokrasiyle donatılmasına. Türkiye’nin her alanda demokratikleşme sorunu var. Bu sorunların mutlaka çözümü gerekiyor. Kürt sorunu da demokratik şekilde Türkiye demokratikleştirilerek çözülmelidir.”

-“YOL HARİTASI BİRLEŞTİRİCİ”-

Öcalan, hazırladığı yol haritasının sadece Kürtler için değil, Türkiye ve Ortadoğu’nun da demokratikleşmesi için önemli olduğunu ifade ederek “Yol haritası demokratiktir, birleştiricidir, bütünleyicidir. MHP’nin söylediği ayrıştırıcı söylemi kesinlikle doğru değil. Tam aksine yol haritası bütünleştiricidir, Türkiye halklarına, Türkiye’ye, Türkiye demokrasisine hizmettir. Hatta İçişleri Bakanı Türkiye modeli diyor, işte yol haritası, çözüm için Türkiye modeli budur. Ben yol haritasını 160 sayfa olarak hazırladım. 600 sayfa da savunmanın ‘Ortadoğu Kültürünü Demokratikleştirmek’ kısmını yazdım. Toplam 760 sayfa. Hepsini Cezaevi idaresine teslim ettim. Benim buradaki tutumum, onurlu bir yaşam sürdürmeye çalışmaktır, halkların yararına olan gerçekleri dile getirmektir, kimse beni gerçekleri dile getirmekten vazgeçirtemez. Ben netim. Bu net durumumu da sürdüreceğim.”


Kaynak : www.mynet.com


SEN BURDAN GÜNEŞE KADAR BİLE YOL HARİTASI ÇİZSEN ONURLU BİR HAYAT YAŞAYAMAZSIN! ŞEREFSİZ VE BEBEK KATİLİ OLAN BİR İNSAN AYNI ZAMANDA ONURLU OLAMAZ! ONURLU OLANLAR SİZLERİ BU ÜLKEDEN SİLİP ATMAYA ÇALIŞIRKEN ŞEHİT DÜŞENLERDİR! SİZE KARŞI DURABİLENLERDİR! 
AYRICA BU ÜLKE TÜRKİYE'DİR!!! TÜRKİYE SINIRLARI İÇERİSİNDE İKİNCİ BİR DEVLET OLUŞUMUNU ARTIK RÜYALARINIZDAN BİLE ÇIKARIN! BUNA KALKIŞMANIZ DURUMUNDA SİZİNLE BERABER BUNA İMKAN TANIYANLARI DA YERLE BİR EDERİZ!
BİZ TÜRKİYEYİZ!!

27 Ağustos 2009 Perşembe

Bu Vatan'ın bir taşını bile NAH alırsınız !

Share
Kadınımız, kızımız, çocuğumuz, gencimiz, yaşlımız, sağlamımız, gazimiz... 
Sizi bu topraklardan atmak için, bizim topraklarımızdan göndermek için canımızı vermişiz!!
Şimdi gelip sizin kıçı kırık dağdaki köpeklerinize mi bırakacağız ??!
Kusura bakmayın ama NAH alırsınız!!


ATATÜRK'TEN KÜRT AÇILIMINA CEVAP!!

Share Atatürk'ün azınlıklar meselesine yaklaşımıyla ilgili bugün de çalışmamız gereken bir ders niteliği taşıyor.. İşte o yazı :

Başbakan İnönü saat 18.00 sularında Florya Köşkü'nde Atatürk'ü ziyaret etmiş:
- Hayırdır İsmet... Habersiz geldin.
- Paşam, azınlıklar meselesi... Konuyu Meclis'e getireceğiz... Ne diyorsunuz?
- İsmet bugün geç oldu... Yarın sabah erkenden gel, konuşalım.
İnönü çıkınca Atatürk "bütün görevlileri" toplamış:
- Sadece laleler kalsın... Bahçedeki diğer bütün çiçekleri sökün, atın... Derhal.
İsmet Paşa sabah gelmiş, bahçenin "halini" görmüş ve "görevlilere" sormuş:
- Ne oldu böyle?
- Gazi Paşa Hazretleri emrettiler, söktük.
Başbakan İnönü, Cumhurbaşkanı Atatürk'ün odasına girmiş:
- Paşam, bahçenin durumu nedir?
- Azınlıkları söküp attım İsmet.
İnönü "anladım" dercesine başını öne eğmiş:
Atatürk:
- İsmet, ben "Ne Mutlu Türküm Diyene"
sözünü boş yere söylemedim... Kendini Türk hisseden herkes bu vatanın öz evladı... Ben hayatta olduğum sürece bu böyle bilinsin... Ve sakın azınlıklar ile ilgili bir kanun çıkarılmasın.

Ermeni ajansı Atatürk'ün mektubunu yayınladı

Share Ermeni haber ajansı Novosti Armenii, Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün 7 Mart 1920 yılında ABD'li bir amirala gönderdiği belirtilen bir telgrafı yayınladı.

Haberde, "Ajansımızın eline çok özel bir belge geçmiştir. Ajansımız Mustafa Kemal'ın 7 Mart 1920 yılında ABD Deniz Kuvvetleri amiralı Bristol'a gönderdiği telgrafı yayınlamaya karar verdi. Bu belgede Türk lider '(sözde) Ermeni soykırımı denilen' iddiaları yalanlıyor ve tüm bunların Ermeni topluluğun Türkiye'den koparmak amacıyla yapılan bir kurgu olduğunu iddia ediyor." denildi.

Yazıda Atatürk'ün ABD'li amirala gönderdiği mektupta şu ifadeler yer alıyor: "Bizim halkımız topraklarımızın müttefik ordularca işgal edilmesininden zarar görüyor. Biz ise bu zaman içinde Montrö anlaşması sonucunda barışı bekliyorduk. Biz durumun değişeceğini ve barışçı görüşmelerle ilgili adil ve tarafsız kararlar kabul edileceğini bekliyorduk. Fakat kendi çıkarlarını kollayan birileri Anadolu'da 20 bin Ermeninin öldürüldüğüne ilişkin yalan uydurdu. Biz müttefik güç devletlerin ve Amerikan hükümetinin bu tür yalanlara inanmayacaklarını düşünüyorduk. Çünkü onların gizli istihbarat servisleri tüm Anadolu'da faaliyet gösteriyor. Fakat biz ters bir durum görüyoruz."

Ermeni topluluklardan bir kısım kayıplar yaşandığını, ancak bunların bir katliam olmadığını savunan Atatürk şu tespitlerde bulunuyor: "Herkes şunu çok iyi biliyor ki Türkler ile Fransız birlikleri ve Fransızların yanında yer alan Ermeniler arasında Maraş ve Urfa'da çıkan çatışmalarda kayıplar meydana geldi. Bu husus bir katliamın sonucunda değil, çatışmanın doğal sonucunda ortaya çıkan kayıplar sayılıyor. Bu çatışmalar ise yerel halkın Ermenilere karşı direnişleriyle başladı. Ermeni askerlerin Müslümanlara yönelik saldırısı yüzünden direnişler, karşı koymalar başladı."

İşgalci birliklerin Ermenilere silah vererek bu tür olayları tetiklediğini kaydeden Atatürk, ABD'den dünya kamuoyunu aydınlatmasını ve Türk halkına yönelik iğrenç suçlamaları temizlemesini talep ediyor. Mektupta, "Eklemek gerekir ki, eğer işgalcı birlikler insanlara aynı davranışlarda bulunsaydı ve Ermenilere silah vererek onlara bazı görevler vermeseydi, bu çatışmalar çıkmazdı. Biz müttefik ordu birliklerine ve Amerikan hükümetine ricayla tekrar sesleniyoruz: Nefrete ve hırsa dayalı Ermeni katliamıyla ilgili propagandanın gerçek ve asıl yüzünü dünya kamuoyuna aydınlatınız. Ve böylece de Türk halkının adını bu tür alçak ve iğrenç suçlamalardan temizleyiniz."

CİHAN


Kaynak : www.mynet.com

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Kürtler'in 80 yıl önceki ilk talepleri

Share

1925 yılındaki Şeyh Said Ayaklanması'nın hazırlayıcılarından olan "Kürdistan İstiklâl ve İstihlâs Komitesi" adındaki örgüt, bundan 80 küsur sene önce yayınladığı bir bildiri ile genç Cumhuriyet'ten Kürt hakları konusunda bazı taleplerde bulunmuştu. Komite'nin şimdiye kadar karanlıkta kalmış olan taleplerini, bugün bu sayfada aynen yayınlıyorum. Bu taleplerle Kürt Açılımı'nın ilerki aşamalarında ortaya çıkacak olan istekler arasında ne gibi benzerlikler yahut farklar olacağını, yakında hep beraber göreceğiz

TÜRKİYE günlerden buyana Kürt Açılımı'nı konuşuyor, tartışıyor, hattâ "Türkler'in Kürtler'den boşanmaya hakları olup olmadığı" konusu bile tarihte ilk defa gündeme geliyor.
Ama, bu "açılım" kavramının içerisinde nelerin bulunduğu, taleplerin ve verilecek hakların sınırlarının nerelere uzandığı konusunda hâlâ bir işaret yok. Sadece bazı kırmızı çizgilerin varlığından bahsediliyor fakat çizgilerin hududu bile meçhul. İşin örneğine şimdiye kadar rastlanmamış bir diğer tarafı da, Türkiye tarihinin "en imtiyazlı" mahkûmundan gelecek olan "yol haritası"nın da açılımda önemli bir rol oynayacağına inanılması...
Bu "açılım" tartışması ve daha uzun zaman netleşecek gibi görünmeyen talepler, bana bundan 80 küsur sene önce yapılmış benzer talepleri hatırlattı: İsmi "Kürdistan İstiklâl ve İstihlâs Komitesi", yani "Kürdistan Bağımsızlık ve Kurtuluş Komitesi" olan ve Türkiye'nin içinde ve dışında faaiyet gösteren Kürt örgütlerin meydana getirdikleri hareketin, genç Cumhuriyet'ten maddeler halinde istediklerini...
Önce, bu komite hakkında bilinenlerden, daha doğrusu "bilinmeyenlerden" sözedeyim:
Kürt tarihi üzerinde çalışanların bile, "Kürdistan İstiklâl ve İstihlâs Komitesi"nin ne zaman, nerede ve kimler tarafından kurulduğu konusunda tam bir bilgileri yoktur. Hattâ, Komite'nin kuruluş tarihi ve yeri konusu bile karanlıktadır; 1919 ile 1922 yılları arasında ortaya çıktığı söylenir ve kuruluş yeri olarak, Doğu Anadolu'daki değişik vilâyetlerin isimleri verilir. Kesin olmamakla beraber, kurucu olarak telâffuz edilen kişi, Muş ve Hınıs taraflarında yaşayan Cibran Aşireti'nin lideri Albay Cibranlı Halit Bey'dir ve bilinmezliğe gösterilen gerekçe, Komite'nin son derece gizli bir şekilde ve hücreler biçiminde örgütlenmiş olmasıdır.

"ÂZÂDÎ" ADINI ALDI

Temeldeki bu bilinmezlerden sonra, Komite'nin sistemi ve faaliyetleri konusunda elimizde bulunan bazı bilgi kırıntılarını da aktarayım:
"Kürdistan İstiklâl ve İstihlâs Komitesi" konusunda yapılan araştırmalarda, Komite'den genellikle diğer ismi olan ve "özgürlük" mânâsına gelen "Âzâdî" adıyla bahsedilir. Kurucular, adından Mütareke döneminde sözettiren, yani Türkiye'nin Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıkmasından sonra imzaladığı Mondoros Mütarekesi ile Sevr sürecindekigünlerde faaliyette bulunan Kürdistan Teâlî Cemiyeti'nin de üyesi olmuşlardı.Cemiyet, Sevr görüşmeleri sırasında Müttefikler ile Anadolu'nun doğusunda ve güneydoğusunda bağımsız bir Kürdistan kurulmasının sağlanması için görüşmeler yapmış, Sevr'de bulunan ve aynı bölgelerde kendileri için bir devlet kurmak isteyen Ermeni tarafı ile de"sınırlar konusunda bir anlaşmazlık çıkmaması"maksadıyla temaslarda bulunmuşlardı. Ancak, Sevr'in bir Kürt Devleti'ne izin vermemesi ve Millî Mücadele sayesinde de yırtılıp atılması üzerine, Kürdistan Teâlî Cemiyeti'nin bütün hayalleri boşa çıkacak ve siyasî alanda artık bir gücü ve rolü kalmayacaktı."Kürdistan İstiklâl ve İstihlâs Komitesi"nin ismi, işte bu tarihten sonra duyuldu. Ne olduğu ve ne şekilde faaliyet gösterdiği hakkında bugün elimizde bulunan bilgiler de, Güneydoğu Anadolu'da 1925 ilkbaharında patlayan Şeyh Said ayaklanması sonrasında Diyarbakır'da kurulan İstiklâl Mahkemesi'nde yapılan sorgular sırasında elde edildi.
Komite, tutukluların ifadelerine göre bağımsızlık hayallerinin Sevr sonrasında yıkılması üzerine faaliyete geçmiş ve hem Türkiye'de, hem de Avrupa'da bulunan diğer Kürt teşkilâtlarını da bünyesine almıştı. Kürt gruplar arasında "Âzâdî" adıyla biliniyordu, Şeyh Said'in giriştiği ayaklanmanın stratejisi de "Âzâdî" tarafından hazırlanmış ve ayaklanmanın bastırılmasından sonra Diyarbakır'da yapılan duruşmalarda, lider kadrosunun önemli bir bölümü idama mahkûm edilmişti.

HİÇ YAYINLANMAYAN LİSTE

"Kürdistan İstiklâl ve İstihlâs Komitesi" hakkında bilinenler, şimdilik sadece bunlardan ibaret ama, Komite tarafından hazırlanan ve Kürt taleplerinin maddeler halinde sıralandığı bir bildirinin o günlerde Kürt bölgelerinde dağıtılmış olan orijinal bir baskısı, bugün elimizde bulunuyor.
Komitenin "Merkez-i Umûmîsi"nin, yani Genel Merkezi'nin hazırladığı bildiride maddeler halinde sıralanan ve şimdiye kadar karanlıkta kalmış olan Kürt taleplerini, bugün bu sayfada aynen yayınlıyorum.
Bu taleplerle Kürt Açılımı'nın ilerki aşamalarında ortaya çıkacak olan talepler arasında ne gibi benzerlikler yahut farklar olacağını, hep beraber göreceğiz.


İçişlerinde bağımsızlık istemişlerdi

"KÜRDİSTAN İstiklâl ve İstihlâs Komitesi Merkez-i Umûmîsi" yani "Kürdistan Bağımsızlık ve Kurtuluş Komitesi Genel Merkezi" tarafından yayınlanmış olan ve Kürt taleplerinin maddeler altında sıralandığı bildiride tarih bulunmuyor.
Ancak, metinde geçen "Şehîd-i mübeccel Şeyh Said Efendi Hazretleri'nin 'kaddesallahu sırruh' kıyâmı..." şeklindeki ifade, belgenin Şeyh Said'in idam edildiği 1925'ten sonra kaleme alınmış olduğunu gösteriyor. Bildirinin eski harflerle yazılmış olması da bir ihtimal olarak dikkate alındığı takdirde, yeni Türk harflerinin kabul edildiği 1928'den önce hazırlandığını düşündürüyor.
Besmele ile başlayan bildirinin asıl metni "Ey şecî (kahraman) Kürt milleti" hitabıyla başlıyor ve taleplerin sıralandığı maddelerden önce, Türkler hakkında ağır ifadelerin kullanıldığı uzunca bir bölüm geliyor. Bildiride, ayaklanmanın hem Kürtler, hem de İslâmiyet için de olduğu iddia ediliyor.Talepler, bildirinin sonunda yeralıyor ve "Kürt İttihad ve İstihlâs Komitesi, aşağıdaki kararları ilân eder" başlığı altında, maddeler altında sıralanıyor.

DÖRT ANA MADDE

Komite'in taleplerini, günümüzün Türkçesi'ne naklederek aynen veriyorum:
"1. Kürdistan Komitesi, hiçbir devletin âleti değildir. Gayesi, meşru olan ulusal haklarını elde etmektir. O da:
a. Millî sınırlarının ayrılıp belir-lenmesiye hizmetlerde ve içişlerinde bağımsız bir merkeze ve bağımsız bir yönetime sahip olması,
b. Ulusal sınırları içerisinde Kürtçe'nin resmî dil olarak kabulü,
c. Kendi memurlarının kendilerinden olması,
d. Jandarma teşkilâtının Kürtler'e ait olması,
e. Kürt erlerle subayların müşterek orduda (Türkler ile Kürtler'den meydana gelecek orduda) özel kıt'alar oluşturulmasıyla Kürt dilinde talim ve terbiyeye tabi tutulmaları talep edilmektedir.
2. Ulusal gayenin elde edilmesine kadar savaşa devam edilecektir. Dış ve iç zararlarla akan kardeş kanlarının maddî ve manevî sorumluluğu, Ankara Hükümeti'ne aittir.
3. Komite, davayı barış yoluyla halle ve arzu olunacak yerlerdeki şubelerini görüşmelere memur etmeye hazırdır.
4. Akıtılacak kan oranında Kürtler'in ileri sürecekleri şartlar ağırlaşacaktır.
Kürdistan Bağımsızlık ve Kurtuluş Komitesi Genel Merkezi"
 

Murat Bardakçı 
HaberTürk/İşte, Kürtler'in 80 yıl önceki ilk talepleri 
22.08.2009



Kışladan mesaj var:

Share

“Üzerimize kılıç çekilmedikçe, vatanımıza girilmedikçe, milletimiz cefa çekmedikçe, bizden kimseye zarar gelmez...”

25 Ağustos 2009 Salı

Volkan KONAK - Atatürk'ü sevmeyen insanla ahbaplık edemem!

Share

TSK Sonunda Birşeyler Söyledi

Share
ANKARA(ANKA) – Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, TSK’nın Ulus-devlet ve üniter-devlet yapısına zarar verilmesini hiçbir gerekçeyle kabul edemeyeceğini bildirdi. Orgeneral Başbuğ, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kültürel farklılıklara saygılı olduğunu, ancak kültürel farklılıkların siyasallaştırılmasını, başka bir ifadeyle siyasal temsil aracı olmasını, toplumsal siyasal kimlik unsuru haline getirilmesini, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası içinde mümkün göremeyeceğini belirtti ve “Terör örgütü ve destekleyicileriyle ilişki kurulmasına yol açabilecek hiçbir faaliyet içinde bulunamaz” dedi.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Zafer Haftası dolayısıyla yayımladığı mesajda, demokratik açılım tartışmalarına da değindi. Orgeneral Başbuğ, “Anayasa'nın değiştirilmesi teklif bile edilemez olan 3'üncü maddesinde ifade edildiği gibi ‘Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir.’ Türk Silahlı Kuvvetleri, ATATÜRK tarafından bizlere emanet edilen ve Anayasa'nın 3'üncü maddesinde de belirtildiği şekilde; Türkiye Cumhuriyeti'nin ulus-devlet ve üniter-devlet yapısının korunmasında taraftır ve taraf olmaya da devam edecektir” dedi.
Orgeneral Başbuğ’un Zafer Haftası Mesajı şöyle:
“Ebedi Başkomutanımız Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğinde gerçekleştirilen bağımsızlık mücadelesinin son halkası olan Büyük Zafer'in 87'nci yıl dönümünü kutlamanın coşkusunu yaşıyoruz.
Zafer Haftası, 26 Ağustos 1922 günü sabahı KOCATEPE'den yapılan topçu ateşleriyle başlar ve 9 Eylül günü Türk Ordularının İzmir'e girişi ve İzmir'in kurtuluşu ile sona erer.
ATATÜRK, Büyük Taarruz'u ve Büyük Zafer'i şu şekilde anlatır:
"Türk milletinin burada kazandığı zafer kadar kesin neticeli ve bütün tarihe, yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yön vermekte kesin tesirli böyle bir meydan muharebesi hatırlamıyorum. Hiç şüphe etmemelidir ki yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyeti'nin temeli burada sağlamlaştırıldı. Ebedi hayatı burada taçlandırıldı."
Büyük Taarruz ve Büyük Zafer, Türkiye Cumhuriyeti'nin doğuşu ve gelişimine yol açan devrimin başlangıcıdır. Mustafa Kemal ATATÜRK'ün yoksul bir halktan hem bir ordu hem de bir millet yaratarak gerçekleştirdiği bu inanılmaz devrim, Türkiye Cumhuriyeti'ne laik, sosyal, demokratik ve hukuk devleti niteliklerini kazandıran bir devrimdir.
Bu eşsiz zaferi kazandıran ve devrimi geçekleştiren başta Başkomutanımız Mustafa Kemal ATATÜRK ve kahraman silah arkadaşları olmak üzere bu mücadelede hayatlarını kaybeden ve bugün o eşsiz zaferin kazanımlarını yurdumuzun her karış toprağında canlarını vererek koruyan aziz şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin önünde saygıyla eğiliyoruz.
Anayasa'nın değiştirilmesi teklif bile edilemez olan 3'üncü maddesinde ifade edildiği gibi "Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir." Türk Silahlı Kuvvetleri, ATATÜRK tarafından bizlere emanet edilen ve Anayasa'nın 3'üncü maddesinde de belirtildiği şekilde; Türkiye Cumhuriyeti'nin ulus-devlet ve üniter-devlet yapısının korunmasında taraftır ve taraf olmaya da devam edecektir.
Ülkelerin ve milletlerin bütünlüğünün korunmasının bir bedeli vardır. Türk Silahlı Kuvvetleri; bu bedelde kendisine düşen tarihi görev ve sorumlulukların bilinci içerisindedir.
Bugüne kadar bölücü terör örgütü ile mücadelesinde 5003 evladını şehit veren Türk Silahlı Kuvvetleri, Anayasa ve yasalar çerçevesinde, bölücü terör örgütüne karşı bugüne kadar dünyada eşine hiç rastlanmayan bir başarı ve özveriyle yürüttüğü mücadeleye bundan sonra da artan bir kararlılıkla devam edecektir.
Türk Silahlı Kuvvetleri, bölücü terör örgütüne karşı yürütülen mücadeleyi kararlılıkla sürdürürken, güvenlik alanının dışında kalan ekonomi, sosyo-kültürel ve uluslararası alanlarda da devlet tarafından gerekli tedbirlerin alınmasının önemli olduğuna inanmaktadır.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu konularla ilgili görüşleri bilinmekle birlikte, emsalsiz Büyük Zaferi kutladığımız bu hafta münasebetiyle, bu konulara ilişkin düşünce ve duruşumuzun bir kez daha ifade edilmesinde yarar görülmektedir.
Türk Silahlı Kuvvetleri;
- Ulus-devlet ve üniter-devlet yapısına hiçbir gerekçeyle zarar verilmesini kabul edemez.
- Kültürel farklılıklara saygılıdır. Ancak kültürel farklılıkların siyasallaştırılmasını, başka bir ifadeyle siyasal temsil aracı olmasını, toplumsal siyasal kimlik unsuru haline getirilmesini, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası içinde mümkün göremez.
- Terör örgütü ve destekleyicileriyle ilişki kurulmasına yol açabilecek hiçbir faaliyet içinde bulunamaz.
- Demokrasinin sunduğu fırsat alanlarını kullananların, bireylerin en temel hakkı olan yaşam hakkını hedef alan terör faaliyetlerini hiçbir nedenle hoş görmelerini kabul edemez.
- Usul ve yöntem esası belirler, noktasından hareketle takip edilecek usul ve yöntemlerde özenli olunmasının gereğine inanır.
- Her konuyu tartışabilme özgürlüğünün, devletin varlığını riske sokacak, ülkeyi kutuplaşmaya, ayrışmaya ve çatışma ortamına sokacak konuları içermemesi gerektiğine inanır.
Türk Silahlı Kuvvetleri; Türkiye Cumhuriyeti'nin temel nitelikleri olan laiklik, demokrasi, sosyal ve hukuk devleti ilkelerine yürekten bağlılığı, üstün disiplin anlayışı, köklü gelenekleri, itidalli ve kararlı yaklaşımı, hepsinden önemlisi Türk milletinden aldığı güçle dün olduğu gibi bugün de ve yarın da üstlendiği her görevi başarıyla yerine getirmeye devam edecektir.
Şüphesiz ki; "Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye'dir."
Türkiye Cumhuriyeti, bulunduğu hassas coğrafyada birlik ve ülkesine sadakat içinde vatanını ve milletini seven insanlarıyla çağdaş toplumlar arasında hak ettiği yeri almalıdır.
Aziz Türk milletinin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin tüm mensuplarının Zafer Haftasını en içten dileklerimle kutlarım.” (ANKA)

Kaynak : www.mynet.com

Yeni Dünya Düzeni ve Aktörleri

Share

İyi uykular!

24 Ağustos 2009 Pazartesi

PKK tehdit etti

Share
ANKARA (ANKA)–

Terör örgütü PKK'nın üst düzey yöneticilerinden Duran Kalkan, örgütün başlattığı “çatışmasızlık ve eylemsizlik” süresinin 1 Eylül'de sona ereceğini, TSK’nın operasyonları durdurulmaması halinde, bu tarihten sonra yeniden “çatışmaların” başlayacağı tehdidinde bulundu.

Terör örgütü PKK’nın üst düzey yöneticilerinden Duran Kalkan, ANF’ye yaptığı açıklamada PKK’nın 1 Eylül’e kadar "çatışmasızlık ve eylemsizlik" ilan ettiğini anımsattı. Kalkan, “1 Eylül’de bu süreç tanımlanıyor. Ondan sonra ne olacaktır? Birçok çevre bu konuda hiç duyarlı bir tutum içinde gözükmüyor. Sanki böyle bir sorun yokmuş gibi yaklaşılıyor” dedi. Kürt sorununun çözüm ilkelerinin tartışılması istendiğini, çözüm için adımların atılması için çalışıldığını söyleyen Kalkan, sözlerini şöyle sürdürdü:
Halbuki bir kere, bırakalım o adımları atmayı, mevcut tartışma düzeyini daha derinleştirmek ve görüş ortaklaşmasını yaratabilmek için uygun, çatışmasız bir ortama ihtiyaç var. Bu da Türk ordusunun operasyonları durdurması olacak. Aylardır PKK tek yanlı çatışmasızlık sürecini geliştiriyor, ama aynı karşılığı Türk ordusundan da almış değildir. Dolayısıyla bir kere, tartışabilmek için bile uygun zemini yaratmak lazım. Bu da çatışmaların durdurulmasıdır. Artık bunun iki taraflı olması gerekiyor. Bunun için de, 1 Eylül’den itibaren Türk ordusunun operasyonlara kesin son vermesi gerekli. Böyle olmazsa ne olur? Çatışma gündeme gelebilir. Mevcut tartışma ortamını sürdürmenin imkanı ortadan kalkabilir. Bunun zemin yok olur.

-KÜRTLER ADINA KONUŞANLAR DİKKATLİ OLSUN-

“Kürt açılımına” ilişkin Kürtler adına konuşanları da “dikkatli olmaları” uyarısında uyaran Kalkan, “Kürtler adına konuşanların da dikkatli olması, ölçülü yaklaşması, üslubuna, açıklamalarına dikkat etmesi gerekli. Türkiye'nin hassasiyetlerini dikkate alan, ona göre söz ve davranış içerisinde olan tutumu geliştirmesi gerekli. Yine Kürtler adına da daha doğru ve ölçülü konuşabilmesi lazım. Bazıları var ki, en sonda konacak şeyleri en başta söylemeye çalışıyorlar, bunun söylenmesini istiyorlar. Bu, aslından baştan sorununun çözümüne yaklaşımın önünü tıkatmak oluyor. Öyle yaklaşılmamalı. Yöntemsiz yaklaşımla Kürt sorununun çözümü yönünde adım atılamaz. En başta söylenmesi ve yapılması gerekenin ne olduğunu doğru tespit etmek, oradan başlayarak adım adım ilerlemek gerekiyor” diye konuştu.



Kaynak : www.mynet.com

Atatürkçü eğitim anlayışından nasıl uzaklaşıldı?

Share

Tek amacın bölmek, yıkmak, ne olduğumuzu unutturmak olduğunun bir başka kanıtı!

23 Ağustos 2009 Pazar

Alparslan Türkeş & Kürt Sorunu

Share

Gel de arama böyle dobra ve cesur konuşabilen siyasetçiyi bu devirde..



Apo'nun yakalandıktan sonra Türkiye'ye getirilişi

Share

"Benim annemde Türk. Türk Milleti'ni çok severim ben. Bana bir fırsat verin, Kürt halkını satarım anında ve size hizmet ederim, bu benim karakterim."A.Öcalan

Öcalan'ın Yunanistan'da yaptığı röportaj

Share Türkiye için düşündükleri, gerçek fikirleri, bölücülük planları..
Şimdi hepsinin adı "Demokrasi" oldu..

ATATÜRK ve Amerikan Büyükelçisi

Share O zamanlar, ATAMIZ'ın yanındayken nasıl duracağını şaşıran Amerika, şimdi nasıl duruyor karşımızda.. Aradaki farkı anlamak da size düşüyor..

Bu Bir Milletvekili! Uyan Türkiye!

Share video

Ne Mutlu Türküm Diyene!

Share


Ne ararsın Tanrı ile aramda

Sen kimsin ki orucumu sorarsın?

Hakikaten gözün yoksa haramda,

Başı açığa niye türban sorarsın


Rakı, şarap içiyorsam sana ne.

Yoksa sana bir zararım içerim.

İkimiz de gelsek kıldan köprüye

Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim.


Esir iken mümkün müdür ibadet?

Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et.

Senin gibi dürzülerin yüzünden,

Dininden de soğuyacak bu millet


İşgaldeki hali sakın unutma,

Atatürk'e dil uzatma sebepsiz.

Sen anandan yine çıkardın amma,

Baban kimdi bilemezdin şerefsiz...


Neyzen Tevfik