16 Şubat 2010 Salı

Denizlili bir vatandaşın Başbakan Erdoğan'a ithafen yazdığı şiir

Share
" 'İrecep Bey!..'
 
 'İrecep bey sen bize, meydanlarda söz verdin.
 Memleketi düzlüğe, götcem dedin götmedin.
 Garşımızda safilce, boynun büküp durdun,
 Haydut, hırsız, haksıza, çatcem dedin çatmadın.

 
 Müslümanız çok şükür, Batıyınan işimiz
 Olmaz bizim, bizlere yeter gendi aşımız,
 Dedi n emme, sayende, tasmalandı başımız,
 IMF cavırını, atcem ded in, atmadın.

 
Kerkükte gızanları, Kürde teslim eyledin,
 Türk'e vurana güldün, vurulanı payladın,
 Bir ara sevindiydik, böyük laflar eyledin ,
 Kerkük gırmızı çizgim, gitcem d edin gitmedin.

 
 Bizden oy ister iken, cavırlara hep çattın,
 Denizli meydanında, bol bol palavra attın,
 Amerika'ya karşı, söyle bakam, ne ettin,
 Çilli horozlar gibi, ötcem dedin ötmedin.

 
 Push denen o pis cavir, şeyhin mi oldu senin,
 El pençe divan durdun, her lafına sen onun,
 Bir tek vatansever yok, hayalin dolu dört yanın,
 Memleket davasını, gütcem dedin gütmedin.

 
 Mesuttan gurtulduyduk, rahmet okuttun ona,
 Nah bu eller gırılsın, daha oy versem sana,
 Rezil rüsvay eyledin, bizi tekmil cihana,
 Devleti böyük devlet, etcem dedin etmedin .

 
Aşiret artığından, gorkup gaçacak millet,
 Esgerinin başına, çuval geçecek millet,
 Senin gibi içi boş, balon seçecek m illet,
 Değildik, amma yemin ettin, dutcem dedin dutmadın.' "

14 Şubat 2010 Pazar

Başbakan'ın yeni basın müşaviri'ni tanıyor musunuz ?

Share
Başbakanlık'ın yeni Basın Müşaviri, Kanal-7 kökenli Kemal Öztürk oldu.
Peki; adı AKP hakkında açılan kapatma davasının iddianamesinde de geçen Kemal Öztürk kimdir?

***
1969'da Ağrı'da doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'ni bitirdi.
Yazı hayatına 1990 yılında İran Devrimi yanlısı bir yayın politikası olan Girişim ve Selam isimli dergilerde başladı. Bu Meydan, İmza, Nehir, Yeni Zemin, Sözleşme, İstanbullu dergilerinde Mir Mahmut Rıza mahlasıyla laiklik karşıtı yazılar yazdı.
1995'te muhabir olarak Yeni Şafak Gazetesi'ne, 1996'da da belgesel yapımcısı olarak Kanal-7'ye geçti. Hazırladığı "İlk Meclis" belgeseli, laiklik karşıtı bulundu ve RTÜK tarafından yasaklandı.
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e hakaretten bir yıl hapse mahkûm oldu.
1999'da Kanal-7'den ayrılarak, dil ve mesleki eğitim almak üzere Amerika'ya gitti.
Daha sonra Bülent Arınç'a danışmanlık yaptı; ardından AKP Basın Bürosu'nda görev aldı.
Nükte Yayınları'ndan 1994 yılında çıkan ve Mir Mahmut Rıza mahlasıyla yazdığı "Bir Garip Oğlanın Hikâyesi" kitabı mahkeme kararıyla toplatıldı. Bu kitap yüzünden de bir yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Bakın, yeni Başbakanlık Basın Müşaviri, 15 yıl önce yazdığı o kitapta kahramanların ağzıyla neler diyordu:
***
- "Devlet kimdir? Helvadan yapılmış puttur."
- "En sonunda beni bir numaralı terörist yapacak bu pez...nkler, bütün laikleri bir bir şişe geçirecem, ondan sonra anlayacaklar laikliğin faziletlerini. Elin o...pusu bile kalkıp 'Ben laikim, namusumla çalışıyorum, kimse karışamaz' demeye başladı. Ula ben böyle laikliğin..."
- "Bak bizim sahte Müslümanlar nasıl bölücülük yapıyorlar. Ben bu yüzden bu adamları sallandıralım diyorum. Ayrıcalık yapanın dinde de katli vaciptir çünkü. Ama dinleyen yok!"
- "Herkes, sineğin şıraya yapıştığı gibi laikliğe sarılır ama kimse onun gerçekte ne anlama geldiğini bilmez. Ne kadar da utanmazlar. Rahmetlinin (Atatürk'ü kastediyor) mirasına sahip çıkan mendeburların hiçbiri, laikliğin ne anlama geldiğini ve nereden geldiğini bilmezler."
- "Eskiden Türkler'in yetiştirdiği 'marimus öküzü'nün sol arka bacağının uyluk yeri ile işkembesinin ayrıldığı yerde bir et parçası bulunur. İşte tam buraya 'laik' denir. Vee bugün kullandığımız kelimenin de aslı buradan gelmektedir. "

***
İşte; Başbakan'ın yeni Basın Müşaviri böyle biri!
Eminim ki o da, "Canım ben de Sayın Başbakanımız gibi değiştim, öyle düşündüğüm günler geride kaldı" diyecektir

Ordu, yargı, medya... Psikolojik savaş!

Share “Tarih tekerrürden ibarettir” sözü boşuna söylenmemiş. Türklerin tarihinde ‘yok etme’ operasyonları “önce içerde birbirine düşürün, onlar kendilerini bitirirler zaten” anlayışıyla hep içerden başlatılmış. Bu “birbirlerini aşağı çekerler zaten” görüşünü anlatan fıkralar bile var. Aynı özellik 21’inci yüzyılda hiç değişmeden sürüyor.

Meclis’teki partiler birbirinden nefret ediyor, hükümet ordusundan yargısına, medyasından üniversitelerine kadar tüm kurumlarla kavga halinde ve onlara istediği şekli verme mücadelesi içinde... Medya, yargı, üniversiteler (Arınç’ın “demokratikleşecek” dediği kesimler) kendi içinde de siyasi bölünme halinde...

İktidara yakın medya kesimi bir yandan liberal olduklarını iddia ederken herkese, kendi meslektaşlarına bile özgürlüğü, bağımsızlığı haram ediyor. Geçenlerde bir gazetenin genel yayın yönetmeni TV’de bir siyaset bilimci yazara “dönek” demiş, görenler hayretle anlatıyor. Sormak lâzım “Nereden dönek? Neden dönek?”.. Cevaplasın, insanların, özellikle bir siyaset bilimcinin “olayların gidişini, tehlikeleri görerek görüş değiştirmesi” mümkün değil mi? Böyle bir özgürlükleri, insan hakları yok mu? Yoksa özgürlük sınırlarını “kendini liberal sanan ağır baskıcılar” mı çizecek?

Her türlü karalama, suçlama, “darbecilerle işbirliği” etiketleri hazır. Parsel parsel sürüyorlar piyasaya... Bunu yaparken de gerçek gazetecinin, dürüst gazetecinin (veya bilim insanının) korkmayacağını, sinmeyeceğini, güce ve bu tür baskılara boyun eğmeyeceğini akıllarına bile getirmiyorlar. Malûm “kişi herkesi kendi gibi bilirmiş”...

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un “Yeter artık, böyle rezillik olmaz” diyerek anlattığı “komutanlara kendi subayları tarafından suikast yapılacağı iddiasının 5’inci iddianamede tek satırla yer almaması” yenir yutulur şey midir? Haftalarca ülkenin altı üstüne getiriliyor, iddialar hükümet üyeleri ve kendi medyaları tarafından gerçek gibi tekrarlanıp duruyor ama sonunda iddianameye girmiyor bile!

Başbuğ, bu baskılar ve suçlamalarla psikolojisi bozulan subayların intihar ettiğini hatırlatacak şekilde “Bu rezilliğin hesabını kim verecek” diye soruyor. Ama insafın zerresi olmayan birileri hâlâ, bu haksızlık karşısında bile papağan gibi “Ordu konuşamaz, işini yapar” diye tekrarlayıp duruyor.

AT ÇAMURU İZİ KALSIN

İçerde kendi ordunuza bu kadar hakareti reva görürseniz dışardan da yansıması gelir tabii... Zaten belki amaç bu “At çamuru, yapışmasa bile izi kalır”... Birilerinin kafasına yer eder. İşte bunların olmaması için yargı kesin kararını açıklayana kadar yargıç kesilme hakkı kimseye verilmemiştir.

The Economist dergisi kısa süre içinde ikinci kez Türk ordusunu (toptan) darbe planları ile özdeşleştirmiş. İlker Başbuğ’u “modern ve siyasete karışmayan bir general” olarak tanımlıyor ama “Başbuğ’un askerleri virüsü kapmış görünüyor” demeyi ihmal etmiyor. Laikliğin gereği olarak, bir devlet kurumu olan ordunun “görevine din karıştırmaması gerektiğini” göz ardı ederek “ordunun İslam’dan uzak duruşu popülaritesini geriletti” diyor. Böylece TSK’nın, darbe iddiaları ayyuka çıkarıldıktan sonra bile “en güvenilen kurum” konumunu koruduğundan haberlerinin olmadığını da ortaya koymuş oluyor.

Bir yanda içten ve dıştan bu psikolojik savaş sürerken diğer yanda “yüksek mahkeme üyelerinin büyük bir kısmını Meclis’in seçmesi” ve “Anayasa’nın değiştirilerek parti kapatmanın zorlaştırılması” çalışmaları da devam ediyor.

“Önce Seçim Kanunu değiştirilmeli ve buna göre bir seçimle oluşacak Meclis karar vermeli” uyarılarını hiç dikkate almadan... Hiçbir kesimle uzlaşma aramadan...


Ve tam aksine hükümetin Anayasa değişikliği söylemlerinde, gerçek demokrasiyi getirecek olan Seçim ve Siyasi Partiler yasaları, yüzde 10 barajının düşürülmesi, dokunulmazlık, yargı bağımsızlığı ve medya özgürlüğünün sağlanması konuları hiç mi hiç yok.

Onlara göre demokratikleşme sadece yargı, medya, ordu ve üniversiteleri iktidar kontrolüne alarak olacak.


www.gazetevatan.com
R.Mengi
13.02.2010

8 Şubat 2010 Pazartesi

Seveni ve sevmeyeni bol olan Hıncal Uluç'un yazısı..

Share

(Yoruma bile gerek yok)
 
Gün
Atatürkçülerin günüdür!..
Atatürkçüler!..
Atatürk Cumhuriyetinin sahipleri..
Laik, çağdaş,
batılı,
 demokrat Türkiye Cumhuriyeti' ne inanan insanlar..
Eğer bugün susarsanız, bugün sinerseniz,
 bugün koparılan gürültüler,
toz duman edilen ortamda Atatürk ve Cumhuriyeti' nden şüphe ederseniz hele, biteriz.Atatürk biter..
Atatürk Cumhuriyeti biter..Yıllar önce İkinci Cumhuriyet sulandırmasıyla ortaya çıkıp,
aslında Ortadoğu ve Orta Asya'ya göz dikmiş Amerika'nın ihtiyaç duyduğu tampon,
uydu
"Ilımlı İslam"
 devletine döneriz.
O zaman yeni bir Atatürk de bekleyemeyiz.
Çünkü Atatürkler tarihte kolay yetişmiyor..
En azılı düşmanı Lloyd George'un dediği gibi,
yüzyılda bir geliyorlar dünyaya..
Geçen yüzyıl bize nasip olmuştu.
İki yüz yıl üst üste şansın bize dönmesini ummayın..
Bakın,
Ortadoğu ve Orta Asya siyasetini tamamen bir Ilımlı İslam Türkiye'ye
bağlamış Amerika'nın niyetleri nasıl açık!..
Ne diyor gayri resmi sözcüleri Newsweek dergileri..Türkiye'de iki derin devlet var.
Biri temiz..
Onlar Atatürk
Cumhuriyetçisi laikler..
Kimler?..
Ordu..
Yargı..
Üniversiteler.
Yani tüm dinamik güçler ve tüm Atatürk bekçileri..
Bunlara dil uzatamıyor.
Ne diyor..
Bir de Kirli derin devlet var..
Temiz derin devlet varlığını devam ettirebilmek için kirliye muhtaç.
Yani eninde sonunda o da bulaşık..

O da kirli..
..Ve baklayı ağzından çıkarıyor..
"Ey Türk milleti..
Bu derin devletten kurtulmak için tek yol var önünde..
Mart ayındaki seçimlerde oyunu AKP'ye ver.
 Yüzde 47'den daha fazla ver ki, onlar iyice coşsun, ötekiler iyice pıssınlar.."
Yani,
Deniz Baykal'ın göstermelik, Devlet Bahçeli'nin
"Yavru"
muhalefetine bile tahammül edemiyorlar,
 görünüşte.
Aslında Amerika'nın sorunu muhalefet değil.
Bir Kemal Derviş müdahalesiyle işi nasıl başarıp,
 darmadağın ettikleri tüm öteki partiler yanında iktidarı AKP'ye nasıl altın tepside sunduklarını bilmeyen var mı?.
Amerika'nın sıkıntısı Atatürk'ün ve ilkelerinin yılmaz bekçisi Ordu..O orda, öyle dimdik durdukça, cumhuriyetin laik ilkelerinden ödün vermek,
Ilımlı İslam devleti kurmak mümkün olmayacak..O zaman hedef ne?..
Ordu!..
Türkiye'nin derin devleti var da Amerika'nın yok mu?..
Onlar salmazlar mı kendi derin devletlerini Türk Ordusunun üzerine..
O ordu yıpratılır,
 o ordunun Türk halkı nezdindeki başından beri açık ara süren
"1 numaralı güvenilen kurum"
 niteliğine gölge, şüphe düşürülürse iş kolaylamaz mı?..
Oynanan oyun bu..

Bu ülkede her iktidar, polisi ele geçirebilir..
Ama Menderes dahil, Ordu'yu ele geçirebilen çıkmadı.
Çıkmaz.
O Harpokulu orda durdukça çıkmaz.
Bugün polis ne durumda biliyor musunuz?.
Tarikatlar ne kadar sızmışlar haberiniz var mı?.
Bugün Ordu'yu yıpratan her olayın
içinde ve başında polisin olması tesadüf mü?.Polis, yargının, yani savcıların, mahkemelerin isteğiyle mi hareket ediyor,
yoksa iktidarın emir kulu mu?.
Polisin o gün nereleri basacağını polisten evvel devlet televizyonunun bilmesini neye bağlıyorsunuz mesela..
Çok kritik bir Ordu mensubunun evi basılır,
 güya çok önemli belgeler ele geçirilirken,
savcılara haber verilmeyişi,
polisin eve gelip yalnız başına 3 saat çalışması ve bilgisayarı
 yedekleme yapmadan alıp gitmesi tesadüf mü?.
İçinden çeşitli silahlar çıkan kazı yapılırken,
 polisin tüm özel yayın kurumlarına engel olup,
sadece
 TRT
kameramanı eşliğinde çalışması hep masum tesadüf,
 ya da talihsizlikler mi?.
Ordu'dan şüpheyi pompalayan satılık kalemler,
hem de bu kadar temel yanlışı yapan polisi niye eleştirmiyorlar sizce?.
Geçen gün, bulunan silahlarla ilgili, 1965 yılında askeri okulda bize verdikleri dersi özetledim.
 İşgal altındaki ülkede, işgalcilerle gerilla savaşı yapmak için, barışta gömülen, saklanan silahları anlattım.
Bir emekli General dedi ki..
"Yazdıkların doğru..
Bak sana söylüyorum.
Bugün bulunan tüm silah ve cephanenin devlete kayıtlı olduğunu asker de,
 polis de biliyor.
Asker görev bilinci içinde sırlarını açıklamaz.
Susuyor.
Polis bunu biliyor ve kullanıyor..
Asker hızla yıpranıyor..."
Ergenekon adı altında kopan tüm gürültünün baş hedefi,
Atatürkçüler ve de özellikle Atatürk'ün ordusu..İşte onun için diyorum...Gün susma, sinme, geri adım atma,
 "Hele bir bekleyelim"
deme günü değil..
Onlar organize..
"Fet" diyorum, yüzlerce küfür, tehdit maili yağıyor.Bir yerden işaret almış gibi..
Bütün gazete yöneticileri, bütün köşe yazarları bu baskının altında..
Atatürk'e söven yazılar son günlerde nasıl azdı, nasıl yoğunlaştı?..
Çünkü onlara da alkış yağıyor her sövmelerinde, ayni merkezlerden..
Coşuyorlar.
Atatürk Cumhuriyetçileri. .
Atatürk'ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençler..
Korkmayın..
Sinmeyin..
Susmayın..
Bilgisayarlar kilitlensin haykırmanızla..Atatürk'ün kurumları,
onlara sahiplendiğinizi görsün, hissetsin, yaşasınlar..Bu ülke bizim..
Bu cumhuriyet bizim..
Atatürk bizim..
Biz yaşadıkça..
Korkmadıkça,
 sinmedikçe,
 palavraya pabuç bırakmadıkça..
* * * * * * * * * * * * * * *
Hıncal ULUÇ
 * * * * * * * * * * * * * * *

7 Şubat 2010 Pazar

Öykü..

Share ÖYKÜ bu ya, dünyadaki her türlü kötülüğün sorumlusu olarak gösterilen şeytan, üstüne yüklenen bu ağır suçlamadan bıkmış, Bir gün bir fırsat yaratayım da insanlar ne kadar iyiliksever olduğumu anlasınlar demiş.

Günlerden bir gün şeytanın yolu bir köye düşmüş. Keyfi yerinde olan şeytan, sırtını bir ağaca dayamış ve buzağısı kazığa bağlı olan ineği sağan genç bir kadını uzaktan izlemeye başlamış.
 
Şeytan, kadını epeyce izledikten sonra yerinden kalkıp kazığa bağlı buzağının ipini biraz gevşetmiş. Buzağı bu, az ötede annesinin sütünün kovaya sağılmasını aç karnına izlemeye daha fazla dayanamamış. Buzağı yerinde debelendikçe boynundaki ip biraz daha gevşemiş ve sonunda yular hepten çözülmüş. Koşarak annesini emmeye giden buzağı, süt kovasına çarpmış ve bütün sütler yere dökülmüş.
Sağdığı süt ziyan olunca siniri tepesine çıkan genç kadın, eline geçirdiği odunu buzağının kafasına vurmasıyla yavru kan içinde yere yıkılmış. Yavrusuna saldırılmasına kayıtsız kalmayan inek bir tekmede kadını yere serip öldürmüş.
Uzaktan geçmekte olan kadının kayınpederi, ineğin gelinini öldürdüğünü görüp, elindeki tüfekle ateş ederek ineği öldürmüş. Silah sesini duyan koca koşup gelmiş. Karısını yerde cansız yatar, babasını da elinde tüfekle görünce, belinden silahını çekip, tek atışta babasını öldürmüş.
Kısa bir süre sonra gerçeği öğrenen genç adam bu kadar acıya dayanamayacağını düşünüp, bir kurşun da kendi kafasına sıkarak canına kıymış. Bütün bu olayları bir kenardan izleyen şeytan, Bu felaketi de bana yüklerler. Buzağının ipini gevşetmekten başka ben ne yaptım şimdi demiş.
Öyküyü gönderen Ahmet Önen de bu kıssadan şu hisseyi çıkarmış:
Son zamanlarda kurumlar arasındaki sinsi savaşı önlemek bir yana, daha da ateşlenmesi için körüklemeye devam eden Çankayadaki AKP'li Sayın Abdullah ve Başbakanlıktaki AKP'li Sayın Recep olayların birinci sorumlusu olarak buzağının ipini gevşetmişlerdir. Süt kovası desen, çoktan devrildi. Peşinden oluşacak her türlü kötülüğü siyaset cambazlığıyla başka yerlere yamamak isteyenler pişkince soracaklardır: Biz ne yaptık şimdi?

31 Ocak 2010 Pazar

İşte TRT Haber'in kadrosu

Share
İşte TRT Haber'in kadrosu:

Adı / Soyadı ve Eski Kurumu [nereden geldigi]

Ahmet Böken-STV Haber Genel Yayın Yönetmeni
Ahmet Torun-STV Haber Müdürü
Cumali Çaygeç-STV Haber Editörü
Cavit Atasever-STV Haber Editörü
Mehmet Çığın-STV Haber Programları Editörü
Meryem Özkurt-STV’de Ahmet Böken’in Programının yönetmeni
Rahmi Şener-STV
Sedat Dalda-...STV
Hasan Basri Erden-Cihan Haber Ajansı
Burhan Torunlar-Cihan Haber Ajansı
Fettah Erdurur-Cihan Haber Ajansı
Halil İbrahim Özemiş-Cihan Haber Ajansı
Servet Dağ-Cihan Haber Ajansı
İlyas Dal-Zaman
Erkan Söğütçü-Zaman
Murat Kaban-Zaman
Abdülkadir Beşikçi-Aksiyon Dergisi
Ercan Baysal-Kanal 7
Murat Nuhoğlu-Kanal 7
Erdoğan Baycan-Kanal 7
Yasemin Demirhan Erden-Kanal A
Faruk Ayaz-Kanal 24
Anda Ayva-Kanal A
Yalçın Salay-Aksiyon Dergisi
Ertan Ömeroğlu-Kanal 7
Uğur Alıcı-Kanal 7-İHA/ TBMM TV Kaynak

26 Ocak 2010 Salı

Tarih : 19 Mayıs 1919

Share
 Tarih : 19 Mayıs 1919


-Yav bırak Mustafa abi yaa, sen mi kurtarıcan memleketi Allah aşkına!

- Ama işgal zırhlıları...

- Boşver şimdi sen işgal zırhlılarını filan.... Gün gelir, memleketin malını mülkünü tapusuyla İngiliz'e satar bunlar.

- Yok canım!

- Yeminle söylüyorum, İngiliz vatandaşı bakan bile getirip koyarlarsa şaşma.

- Ama ahval ve şerait...

- Güzel abim yaranamazsın. .. Bak şimdi binicez bu dandik gemiye, taaa Samsun'a gidicez, savaş, boğuş, kendimizi paralayacağız, diyelim becerdik, devrim mevrim, anlata anlata dilinde tüy bitecek, sonra sen kahırdan ölücen, önce biraz ağlıycaklar , sonra gene "Son Osmanlı Padişahı" diye pan kart açacaklar, mezarında dönücen.

- Saltanat kalsın diyosun yani...

- Alışmadık kıçta don durmaz abi, egemenlik megemenlik vereceğine, iki çuval kömür ver, daha iyi... Aha buraya yazıyorum, açlıktan nefesleri kokarken padişahlarına saltanat uçakları alırlar, bu gemiyi de jilet yaparlar, söylemedi deme.

- Efkarlandım be...

- Yakma o cigarayı gözünü seveyim, yarın öbür gün belgesel yaparlar, keş gibi gösterirler seni haberin olsun.

- Hal çaresi nedir peki?

- Al padişahın kızını, yırtalım.

- Millet ne olacak?

- Onlar da ulemaya sorsun artık ne olacaklarını, bize ne, kendi düşen ağlamaz.

- Laik olmasınlar mı, birey olmasınlar mı , kendi lisanları olmasın mı, şıhlara şeyhlere mi bırakalım kaderlerini?

- Bak ne güzel söylüyorsun, kader der geçerler, takalım takkemizi bakalım dalgamıza, iş çıkarma başımıza...

- İyi de, yazık olma z mı?

- Asıl bu yaptığını yaparsan yazık olur... Bazıları sana inanacak, etkilenecek, senin fikirlerini yaşatmaya kalkacak, hayatları kayacak, evleri basılacak, içeri tıkılacaklar, kimine saçını örtmediği için fahişe diyecekler, kimine milletin malını Arap'a satmayın dediği için komünist diyecekler, kimine Ne Mutlu Türküm Diyene dediği için faşist diyecekler, darbeci diyecekler.. . Yorma ahaliyi, kula kulluk edelim, rahat edelim.

- Yok arkadaş, ben bi deniycem.

- E  sen bilirsin abi..

25 Ocak 2010 Pazartesi

Asimetrik Darbeyle Silinen TSK Hafızası

Share
Asimetrik Darbeyle Silinen TSK Hafızası 


Bugün 22 Ocak2010, Genel Kurmay basın sözcüsü açıklama yaptı, 26 gün devam eden Kozmik aramanın sonucu tek madde halinde halka duyuruldu:
“Suç kanıtı bulunamadı, fakat uzun yıllar uzun emeklerle hazırlanmış bütün askeri planlar geçerliliğini kaybetti.”
Bu kadar basitmiş meğer. Ağlamak istedim, ağlayamadım.
Uzun yıllar, uzun emeklerle…
Yani Türkiye Cumhuriyeti Ordusunun bütün bilgi birikimi, bütün hafızası, bütün deneyimi, bilgi birikimi, bütün savaş stratejileri, bütün savunma planları yok oluverdi 26 günde, öyle mi?
İnanılır gibi değil!
Asker nasıl eğitilir, subay nasıl savaş planı yapar, düşmanın taktikleri nasıl deşifre edilir… Yok artık bunlar, öyle mi? Peki, ne öğreteceksiniz yeni nesillere?
26 günde, TSK’nin, İstiklâl Harbi dahil, bütün askeri hafızasını yüklediği bilgisayar hard disklerini virüs mü yedi?
2001’de Vaşington’da, İkiz Kulelerle aynı gün vurulan Beyaz Saray’ın arkasındaki Savunma Bakanlığı binasını anımsadım; uzaktan kumandalı bir uçak belli bir binaya girdirilmiş, geleneksel silahlara göre yapılmış bütün savaş planları yok edilmişti.
Bunu isteyen ABD’nin düşmanları değil, kendi içinde Füze Kalkanı silahlarını üreten global savaş lobisi, büyük silah patronlarıydı. Yapılan Amerikan iç darbesiydi. Ertesi hafta, Amerikan Senatosunda Füze Kalkanı projesi için istenen bütçe onaylandı.
Peki sonra? Füze kalkanı silahlarını satacak başka ülkeler gerekiyordu, bunların Polonya, Çekya ve Türkiye gibi NATO ülkesi olması da gerekiyordu. Fakat bu ülkelerde NATO savaş planları geleneksel silahlara göre yapılmış değil miydi?
NATO ülkelerinde de konvansiyonel silahlara göre yapılmış askeri planların yok edilmesi gerekiyordu, ki, bu yeni pahalı silahları onlara satabilsin. Hem de ulusal direnç noktalarını kırması gerekecekti. (Bu konu Silivri mahkemesine yeni bir bakış getirir
Birkaç ay önce, Türkiye’ye füze kalkanı satmak istediklerinde, Genel Kurmay Başkanımız tarafından şöyle bir yanıt verilmişti: “Bizim savaş planlarımız konvansiyonel silahlara göre yapılmıştır, füze kalkanı işimize yaramaz.”
Sanki şöyle bir yankı buldu: “Ya öyle mi… Al sana, Arınç’a suikast yapacakmışsınız gibi elimizi kolumuzu sallayarak gireriz kozmik hafızanıza… Hem daha önce savunma planlarınız ne varsa onları yapan beyin gücünüzü de çeker alırız… Hem artık sizi sivil mahkemede yargılamaya da gerek kalmaz. Ondan sonra isterseniz alın askeri mahkemede beraat ettirin.” Hazin şeyler geliyor aklıma.
Sırada ne var, tahmin edersiniz: Geleneksel silahların toplanıp yok edilmesi. Osmanlı Ordusunun elindeki bütün silahları almaktan bir farkı yok bunun.
Türk ordusunun silahsızlaştırılmasıdır bu, ya da Ordunun dağıtılması…
Ya sonra?  “Profesyonel vurucu güç”, yani özel ordu. Yaşar Büyükanıt’ın da telaffuz ettiği, “bu kadar askere gerek yok, profesyonel vurucu güç yeter” dediği, yani paralı Amerikan askeri olma süreci. İç güvenliği polise devretmiş olarak, Vatan savunmasından da çekilmiş olarak, Küresel sermayenin paralı askeri… Hem de, füze kalkanı silahlarını bizim paramızla aldırıp bunların nasıl kullanılacağının eğitimini de Amerikan subaylarından öğrenme maliyeti de bizden...
19 Ocak 2010 tarihli Cumhuriyet gazetesinde YÖK eski yöneticilerinden konuk yazar İsa Eşme’nin yazısını anımsadım. Diyor ki; Mesleki Teknik Eğitim Fakülteleri, MEB 2.12.2009 tarih ve 2009/15546 sayılı kararnamesiyle kapandı, kapanırken de 70 yıllık teknik öğretmenlik meslek bilgisi, deneyim birikimi de beraber yok oldu. Öğretmenliğin bir uzmanlık mesleği olduğunu ortaya koyan 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu çiğnendi, öğretmen yetiştirme formasyon sertifikasına indirildi.  
Şimdi, on beş yıl geriye dönelim. Biliyoruz ki, Dünya Ticaret Örgütü bunları Tansu Çiller’e 1995’de imzalatmıştı; “Güvenlik ve savunma dahil, eğitim, sağlık, diyanet, ulaşım, bankacılık, benzeri bütün kamu hizmetlerinin sektöre devredilmesi…” (GATS diye geçer)
Öğretmenliği formasyon sertifikasına indirdikleri gibi, giderek askerliği de sertifikalı kurslara kadar indirecekler, ABD’deki gibi… Bütün askeri liseler kapanacak. Çekirdekten öğretmen yetiştirme bitirildiği gibi çekirdekten asker de yetişmeyecek. Bu yüzden, “asker nasıl yetiştirilir” bilgisinin hafızalardan silinmesi gerekiyor… Tıpkı İsa Eşme’nin belirttiği, “teknik öğretmen nasıl yetiştirilir” bilgisinin yok edildiği gibi.
Dev silah teknolojisinin dayatılmasına karşın, toplumumuzda ilkelleşmeye doğru bir sürecin tetiklendiği, aşiretlerin nüfus cüzdanlarına yazıldığı günlere getirildik. Her aşiret kendi savunmasını kendisi yapacakca ne bu füze kalkanları, değil mi? Hayır, onlar birbirine düşürülecek!
Anayasa Mahkemesi oy birliğiyle bir karar verdi; asker sadece askeri mahkemelerde yargılanır, çok ilginç! Hangi dağda kurt öldü, demeyeceğim. Diyeceğim ki, artık TSK’yı darbecilikle suçlamaya gerek kalmadı, çünkü o en büyük darbeyi beyninden yedi.
Postmodern darbedir bu, son model asimetrik Amerikan darbesi… Birine suikast yapacakmış gibi suçlanıp suçsuzluğunu ispatlamak için, “Seni 90 yıldan beri hiçbir zaman öldürmeyi düşünmedim, istersen aç beynime bak…” deyip, yattığı ameliyat masasından hafızasını kaybetmiş olarak kalkmış olmak gibi…
Ulusça her konuda hafızamız siliniyor, yetmiyor, çocuklarımız gittiği okulda otizm (zihinsel engelli) ediliyor, anne-babalarımız daha erken yaşta alzaimer ediliyor…
Bütün bu olanları artık çok hızlı düşünmemiz gerekiyor.
Ey halkım, hafızası yok edilmiş bir koloni olmak bize göre değildir, bunu hatırlatmak isterim ve otizm yapan o kitapları yakarak uyanışı başlatmanızı dilerim.
 
22.1.2010

Mahiye Morgül

Orduyla Uğraşmayın Artık!

Share Başbuğ sessizliğini bozdu
Darbe planları iddialarıyla ilgili açıklama yapan Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, "Yanlış bilgi felaket kaynağıdır" dedi.


Başbuğ, günlerdir konuşulan 'Balyoz Planı' iddiasıyla ilgili sessizliğini bozdu.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, darbe iddiaları ile ilgili olarak ''Vatandaş önce gerçeği aramalı. Bugün gerçeğe çok ihtiyacımız var'' dedi.

İŞTE ORGENERAL BAŞBUĞ'UN TARİHİ KONUŞMASI

Genelkurmay Başkanlığı Karargahı'nda Kazım Karabekir için özel anma töreni düzenlendi. Törende konuşan Başbuğ, Kazım Karabekir'in ''Vatandaş gerçeği ara öğren. Yanlış bilgi felaket getirir. Her işin hakikati aranmalı. O zaman kendi yolunu bulabilirsin'' sözlerine atıfta bulunarak ''25 Ocak 2010'dayız. Karabekir'in sözlerinin günümüz Türkiyesi'nde ne kadar önemli olduğunu anlamış bulunuyoruz'' diye konuştu.

İNCELEME İDDİALARI KABUL ANLAMINA GELMEZ

Org. Başbuğ, Taraf Gazetesi'nde yayınlanan 'Balyoz' darbe iddiasıyla ilgili olarak, "Seminer 7 yıl önceydi. Biraz insaflı olmak lazım. Belgeleri inceliyoruz" derken bu incelemenin iddiaların kabulü anlamına gelmediğini kaydetti.

TSK'NIN SABRININ SINIRI VAR

''Vicdansızlara sesleniyorum'' diyen Org. Başbuğ, "Allah Allah diye taarruz eden bir ordu nasıl cami bombalar. Vicdansızlara sesleniyorum, TSK’nın da sabrının bir sınırı var. Nasıl böyle itham edilir? İddiaları lanetliyorum. Sorumlu makamlar sadece şikayet etmez" şeklinde konuştu.


'Balyoz darbesi' iddiası nedir?


Taraf Gazetesi darbeye ortam hazırlamak amacıyla yeni bir eylem planı iddiasını ortaya atmıştı. "Balyoz Güvenlik Harekat Planı" adı altında "Çarşaf", "Sakal", "Oraj" ve "Suga" adı verilen planlara göre, Beyazıt ve Fatih camilerinde cuma günü bombalı saldırılar düzenlenecek, Ege'de Türk jeti düşürülecek, Ak Parti aciz gösterilmeye çalışılacaktı.

Kaos ortamı sonunda 11 sayfalık 'Balyoz planı' hayata geçirilecekti. Gazetenin haberine göre, dönemin 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan yönetimindeki askerler, darbeye direnebilecek 200 bin kişiyi stadlara doldurmayı planlıyordu. Hatta, darbe kabinesi bile hazırlanmıştı. Planda imzası bulunduğu iddia edilen Orgeneral Doğan, "TSK'da her kademede mevcut planları gözden geçirmek üzere harp oyunu, plan tatbikatı ve seminerler yapılması doğal bir uygulamadır" demişti.

Genelkurmay Başkanlığı, konuyla ilgili yazılı açıklamasında, "1'inci Ordu Komutanlığı tarafından 5-7 Mart 2003 tarihleri arasında icra edilen Plan Seminerine ilişkin çeşitli iddialar ve değerlendirmeler medyada yer almaktadır. İddiaları, aklı ve vicdanı olan hiçbir kimsenin kabul etmesi mümkün değildir" ifadesini kullanmıştı.

www.mynet.com

23 Ocak 2010 Cumartesi

BDP'li vekilden inanılmaz sözler

Share BDP'nin Van'ın Gevaş ilçe teşkilatı binasının açılışına katılan Milletvekili Özdal Üçer, "Ya Hitler'in yaptığını yapıp bizleri katledecekler ya da özgürlüğümüzü verecekler" dedi. Barış ve Demokrasi Partisi'nin (BDP) Van'ın Gevaş ilçe teşkilatı binasının açılışına katılan Milletvekili Özdal Üçer, "Ya Hitler'in yaptığını yapıp bizleri katledecekler ya da özgürlüğümüzü verecekler" dedi.

Atatürk Bulvarı üzerinde düzenlenen açılış törenine BDP Van Milletvekili Özdal Üçer, İl Başkanı Muhyettin Aksin, Edremit İlçe Belediye Başkanı Abdulkerim Sayan, il meclis üyeleri ve partililer katıldı. Açılışta bulunan ve Kürtçe bir konuşma yapan BDP Van Milletvekili Özdal Üçer, uygulanan politikanın kendilerini asla yıldırmayacağını belirterek, "Can aynı can, ideoloji aynı ideoloji. Ellerimizi kelepçeleseler de yüreğimizi ve beynimizi kelepçeleyemezler. Zindanlar boşalmadığı sürece davamızdan

vazgeçmeyeceğiz. BDP olarak herkesle diyalog içerisinde olacağız. Hedefimiz tüm ilçe belediye başkanlıklarını kazanmak olacaktır. Ya Hitler'in yaptığını yapıp bizleri katledecekler ya da özgürlüğümüzü verecekler" dedi.

Sloganlar atıldığı açılışta Kürtçe şarkılar eşliğinde halaylar çekildi. Açılışa katılan kalabalık kendilerine sunulan ikramdan sonra olaysız bir şekilde dağıldı.

23.01.2010
www.mynet.com

5 Ocak 2010 Salı

"PKK'ya siyaset yolu açılsın"

Share
Ayna, her hafta terör örgütü elebaşı Öcalan'la İmralı'da görüşen avukatlarına da 'ne dediğini' sorduklarını söyledi.
 
Akşam Gazetesi'nden Özlem Çelik'e konuşan, son günlerin hedefteki ismi eski DTP'li yeni BDP'li (Barış ve Demokrasi Partisi) Mardin Milletvekili Emine Ayna çarpıcı açıklamalar yaptı. Emine Ayna ilk kez bu kadar açık olarak, 'PKK demokratik siyasete katılmalıdır' dedi. Ayna'nın, 'Kürt halkı Öcalan'ın muhatap alınmasını istiyor' sözleri tartışmaları yeniden alevlendireceğe  benziyor.
 
İşte BDP'nin ilk mesajları ve Emine Ayna'nın 'PKK ile bağ' sorusuna ve merak edilen tüm sorulara verdiği yanıtlar...
 
BEDEL ÖDEDİK AMA YAPTIK
- BDP nasıl bir çizgi izleyecek? DTP ile aynı mı olacak üslup?
Nerelerde yanlış yaptık, nasıl yapsaydık daha iyi bir sonuç elde ederdik? 1 Şubat'taki kongre sürecinde bunları tartışacağız. Eksiklerimiz oldu. Ancak BDP'ye geçerken çok şey yaptık. Mevcut iktidarı teşhir ettik. DTP'nin son iki buçuk yılda göstermiş olduğu performans sayesinde AKP iktidarı sorgulanabilir hale geldi. Belki bedelini ağır ödedik ama bunu yaptık.
 
-  Ne oldu da açılım süreci sekteye uğradı?
Aslında iktidar, Meclis'e getirdiği tartışmayla ve Silopi'den girişlerle başka şey yapmak istedi. Gelenlere teslimiyet dayatılmak istendi. Bu açılıma hizmet etmez. Zaten 30 yıldır teslimiyet dayatılıyor. Bu insanlar eğer teslimiyeti kabul etmiş olsalardı bugüne kadar gelir teslim olurlardı. Ancak planları ters tepti.
 
KANUNU BİR KENARA BIRAKIN
- Pişman olmayan bile affedildi ve çadır mahkemeleri kuruldu. İktidar bu yüzden sert eleştirilere maruz kaldı.
Öyle yapmak zorunda kaldılar. Bakın, yüz binlerce insan sokağa dökülmeseydi teslimiyet dayatılırdı. Bu insanlar o zaman ya bizi tutuklayın derlerdi ya da geri dönerlerdi. Orada yüz binlerce insanın hazır olması serbest bırakılmalarını sağladı.Yok kanuna uyuldu mu, uyulmadı mı?Bunları bir kenara bırakın. Şu söylediklerim de yasaya uygun değil. Ben yasalar değişmeli diyorum. Kürt sorununa mevcut kanunlar çerçevesinden bakarsak bu sorunu çözemeyiz.
 
SİNİRLERİM BOZULDU, DEDİM
- Adalet Bakanı açıklama yaptı. Ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilenlerin koşulları aynı dedi.
Gidip gördüler ve değiştirdiler ama. Hem bunu yapıp tahrik edeceksin. Aynı gün 8 Aralık'ta Anayasa Mahkemesi'nin esastan görüşeceği açıklandı. Atmosferden partinin kapatılacağı belliydi. Genel Merkez çıkışı gazeteciler 'Bu açılımı nasıl etkiler?'diye sorunca, dalga geçiyorlar bizimle diye düşündüm. Sinirlerim bozuldu ve 'Açılım bitmiştir' dedim.
 
DEVLETTEN KORUMA İSTEMEM
- Tehdit alıyor musunuz? Devletten koruma ister misiniz?
Ben tehditlerle karşı karşıya gelmemek için mektuplarımı kendim açmıyorum. Meclis'teki e-mail'i kullanmıyorum. Ancak tehdit alan arkadaşlarımız var. Linç kampanyası yürütülürken ben devletten nasıl koruma isteyeyim?
 
- Peki İmralı ile bağınız hangi boyutta?
İmralı'ya giden avukatlarla düzenli görüşüyoruz. Biz talep ediyoruz. Dinlemek istiyoruz, ne diyor, olaylara nasıl bakıyor. Devlete diyoruz ki, Kürt sorununun muhatapları var. Bunlardan biri de Sayın Öcalan'dır. Değerlendirmelerini dinleyip takip ediyoruz çünkü Öcalan'ın her cümlesinin Kürt halkı üzerindeki etkisini biliyoruz.
 
PKK SİYASETE KATILMALI
- Kürt sorunun çözümü için yola çıkan hiçbir hareket PKK'dan bağımsız hareket edemiyor eleştirileri de var, öyle mi?
Kürtler PKK'dan bağımsız hareket etmeli diye bakarsak çözümsüzlüğü istiyoruz demektir. Bütün örgütlü güçler PKK'ya bağımlı olmalı demiyorum. PKK Kürt sorunun nedeni değil, sonucudur. Bugün PKK'yı yok sayarak çözüm olmaz diyoruz. Diyor ki, ben demokratik siyaset içinde yer almak istiyorum, ben barış istiyorum. Buna niye karşı çıkayım. PKK'nın söylediklerine, taleplerine bakıyoruz. Reddedilir talepler değil. Kabul edilebilir, gerçekleşebilir taleplerse, oturup konuştuğumuzda ortak vatanı yaratacaksak bu kısır döngü niye?
 
- PKK barış istiyorsa Reşadiye'deki saldırı neydi o zaman?
Siz demokratik kanalları açarsanız silahlar susar. Silahlı bir örgütü terörist ilan edip operasyonlar düzenleyip sivil vatandaş eylem yaparken öldürüp sonra silahlı örgüte niye silah kullandın diyemezsiniz. Ben bunu olumlamak anlamında söylemiyorum. Reşadiye olmasın mı istiyoruz? O zaman demokratik kanalları açalım. Devlet silah kullanırken, terörist ilan ederken, teslim olmaya zorlarken siz silahlı örgüte ne diyeceksiniz? Örgüt diyor ki ben demokratik alanda siyaset yapmak istiyorum.
 
- Yani PKK'nın demokratik siyasete katılması şart mı diyorsunuz?
Şart. Bunun için anayasa bir bütün olarak değişecek. Hemen yarın olmaz deniyor. Niye olmaz? Nedir engel. Hepimiz anti-demokratik diyorsak değişebilir. Anayasa eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik ve sivil olmak zorunda.
 
ARINÇ'I KORKUTTUM BAYDEMİR'İ ELEŞTİRDİM
- Bülent Arınç size 'yaratık' dedi. Partinin 'şahin'i olmakla suçlandınız. Neden siz hedef oldunuz?
Çünkü iktidar mekanizmalarının biri Türk'tür, biri 'Sünni'dir, biri de 'erkek'tir. Erkek üslubudur bu. Arınç da bu üslubu kullandı, kendisi kaybetti. Son aylarda çok övüldü, sürekli olumlandı. Onun verdiği rahatlıkla yaptı diye düşünüyorum. Bu saldırılar elbette yıpratıyor ama bir yandan da müthiş güçlendiriyor beni. Demek ki diyorum, iktidar sahiplerini korkutacak güce sahibim.
 
- Sizin mağdur olduğunuz düşünülürken bir de gördük ki Osman Baydemir'in yanı başındasınız ve  Baydemir küfür ediyor. Onu da eleştirdiniz mi?
Erkek üslubudur o da. Eleştirdik tabii. Zaten çok şaşkındık. Kadın milletvekilleri Diyarbakır'daydık. Kabul etmediğimiz bir üslup olduğunu ben söyledim. Özür dilemesini istemedik. Kendisine şunu söyledik, bu erkek egemen zihniyetin dilidir. Bunu değiştirmeye çalışan bir parti olarak bizim bu üslubu kullanmamız doğru değil dedik. Aynen bu cümlelerle paylaştım. Osman Baydemir çok kibar bir insandır. Ancak operasyonlar ve yaşananlar sinir harbi ve gerilime neden oldu. Bunu söylerken o üslubu savunduğum düşünülmesin lütfen.
 
 
Kaynak : www.mynet.com

25 Aralık 2009 Cuma

PKK Tokat saldırısını savundu

Share PKK'lı Duran Kalkan "Laftan anlamayanlara kendi dillerinden mesaj verdik" dedi.

Terör örgütü PKK’nın üst düzey yöneticilerinden Duran Kalkan, 7 askerin şehit olduğu, kimi çevrelerin Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yıkmaya çalıştığı ve PKK’nın üstlendiği Tokat saldırısına ilişkin "Bu eylem mücadelenin bir parçası olarak ortaya çıkmıştır. Lâftan anlamayanlara kendi anladıkları dilden mesaj verilmiştir. Bu bir uyarıdır, mesajdır" dedi.

-DURAN KALKAN: KOMPLO, PROVOKASYON DEMEK BOŞ, AKP HİLE İÇİNDE- Kalkan, ANF’ye yaptığı açıklamada, PKK’nın gerçekleştirdiği Tokat saldırısına ilişkin çok komplo, provokasyon gibi spekülatif değerlendirmeler yapıldığını, ancak bunların anlamsız ve boş değerlendirmeler olduğunu ifade ederek, "AKP’nin hile ve oyun içinde olması halkta, bütün hareketimizde, dört parçada ve yurtdışındaki örgütlerimizde gerçekten ölçülemez ve önü alınamaz bir öfkeye yol açtı. Öyle ki her taraftan bize baskılar geldi. Fedai eylem önerileri en üst düzeye çıktı. Herkes harekete geçmeye yöneldi. Yönetimimiz üzerinde çok ağır bir baskı oluşturdu. Tokat eylemi gibi birçok olay olabilirdi. Birçoğunun önünü aldık. Biraz daha planlı yaklaşılmasını sağladık. Bazı yerlerde de olaylar oldu. Sadece Tokat’ta olmadı. Mardin’de, Beşiri’de oldu, Zagros’ta oldu. Birçok yerde irili-ufaklı çatışmalar yaşandı. Tokat’taki de bunun bir parçasıdır, tamamen böyle bir süreçle bağlantılıdır. Herkes bunu böyle okumalı ve anlamalı" diye konuştu.

-"LAFTAN ANLAMAYANLARA KENDİ DİLLERİNDEN MESAJ VERİLMİŞTİR..."- Kalkan, Tokat eyleminin süreçten kopuk olmadığını savunarak şöyle dedi: "Peki, böyle bir eylem olmayacak da ne olacaktı? DTP kapatılacak, milletvekillerine siyaset yasağı getirilecek ama gerilla buna seyirci mi kalacak? Gençlik sessiz mi kalacak? Kalmadı. Kürt gençliği sokakta polisle o kadar çatışmaya girdi. Polise karşı silah olarak sadece taşları olan ve bunlarla karşı koyan Kürt gençliği yanında, bir de elinde silahı olan, askeri eğitim görmüş, daha da mevzilenmiş olan gerillanın neler yapabileceğini bir düşünün. O daha fazlasını yapabilirdi. Nitekim yapmak istiyordu da. Yönetim olarak biz bunu en aza çekmeye, daraltmaya çalıştık. Herkes böyle bilsin, böyle anlasın. Bu eylem mücadelenin bir parçası olarak ortaya çıkmıştır. Lâftan anlamayanlara kendi anladıkları dilden mesaj verilmiştir. Bu bir uyarıdır, mesajdır. Ondan öteye herhangi bir şey yoktur." "PKK zayıflığı nedeniyle, çırpınış halinde olduğu için Tokat’ta eylem yapmış", "PKK’ya katılımları durdurduk. Tokat’ta da can çekişmekte olduğu için böyle bir şeye başvurdu" yönünde değerlendirmeler yapıldığını anımsatan Kalkan, "Çırpınan, ölüm döşeğinde olan Tokat gibi bir yerde eylem yapabilir mi?" diye sordu. Kalkan, şöyle konuştu: "Katılım dursaydı gerilla nasıl Tokat’a kadar giderdi? Can çekişiyor olsaydı Tokat gibi bir yerde nasıl eylem yapabilirdi? Demek ki bu tür söylemler doğru değildir. Böyle düşünceler çok maksatlıdır. Kendini kandırmaya, toplumu aldatmaya dönüktür. Biz buradan öneriyoruz; Türkiye’nin aydını, siyasetçisi, düşünürü kendini kandırmaktan da, Türkiye toplumunu aldatmaya çalışmaktan da vazgeçsin, gerçekleri görsün, serinkanlı olsun, gerçekleri teslim etsin, buna uygun davransın. Doğru olan budur. Bu bakımdan bu tür olaylar öyle provokasyon ve komplo teorileriyle izah edilemez. Tamamen siyasi sürece bağlıdır. O siyasi sürecin bir gereği olarak öne çıkmıştır."

www.milliyet.com.tr

24 Aralık 2009 Perşembe

Bukadarına da pes!

Share

Osman Baydemir'den küfürlü cevap
Barış ve Demokrasi Partisi, gözaltına alınan belediye başkanları için eylem çağrısı yaptı. Baydemir ise küfürlü bir açıklama yaptı.

DİYARBAKIR Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından terör örgütü PKK'nın Türkiye yapılanması Kürdistan Topluluk Birliği'ne yönelik yapılan operasyon Barış ve Demokrasi Partisi'nde (BDP) düzenlenen basın açıklamasıyla protesto edildi. BDP'ye geçen Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, partilileri arasında `Şahin' ve `Güvercin' tanımı yapanlara tepki gösterirken, "Bunu söyleyenlere has...tir diyoruz. Kendi değerlerine ihanet eden tek Kürt politikacı bulamayacaksınız. Şeyh Sait ve Seyit Rıza ihanete uğradı. Ama ondan sonrakiler ihanete uğramadı, uğramayacaktır" dedi.

BDP binasında yapılan basın açıklamasına, kapatılan DTP'nin milletvekilleri Emine Ayna, Selahattin Demirtaş, Gülten Kışanak, Pervin Buldan, Ayla Akat Ata, Sabahat Tuncel, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, belediye başkanları ile yaklaşık 1000 kişi katıldı. Basın açıklamasını izleyenler sık sık PKK ve bölücübaşı Abdullah Öcalan lehine slogan atıldı.
Baydemir ağzını bozdu
video için tıklayın


İlk konuşmayı yapan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, aylardan bu yana bu ülkede, bu coğrafyada toplumun manipüle edilmeye, söz konusu bir projenin farklı gösterilerek halkın kandırılmaya çalışıldığını söyledi. Baydemir, şöyle dedi:

"TBMM'de, Cumhuriyet tarihinde ilk defa Kürt sorunu ve açılım tartışmaları yapıldı. Aradan 1 ay geçtikten sonra DTP tasfiye edildi. Milletvekillerinin üyelikleri düşürüldü. Dün de belediye başkanlarımız demokratik siyasette ısrar için BDP'ye geçti. Parlamento grubu umut kırıntısı da olsa umuda sahip çıkmak için `Sine- i Parlamento' kararı aldı. 16'sı belediye başkanımız, 80 kişi gözaltına alınarak tasfiye edilmek isteniyor."

Baydemir, dün geçtikleri BDP ambelindeki meşe ağacından söz ederek, meşe ağacı dallarının tüm Türkiye için umut olacağını söylediğini anlatırken şöyle konuştu:

"Başbakan ve kabine üyelerine sormak istiyorum, üslubumdan dolayı halkın affına sığınıyorum, meşe ağacının hangi dalı nerenize battı sayın hükümet?"

Hükümete seslenen Başkan Baydemir, "Tasfiye süreci böyle devam ederse gün gelecek elinizi uzatacağınız tek bir insan bulamayacaksınız. Yazıktır, günahtır bunu yapmayın. Kim demokrasi, barış, özgürlük ve birlikte yaşamak için cezaevine girmek gibi bedel ödemekten miskali zerre kadar korkarsa namerttir. Bizim endişemiz var. Endişemiz, 30 yıldır yaşanan savaş ve şiddetin bedelini çocuklarımıza geleceğimize, ödetmeme konusunda kaygılı ve endişeliyiz. Başka endişemiz de yoktur" dedi.

Başkan Baydemir, gözaltına alınan arkadaşlarının çiğnediği hukuk neyse bilerek ve isteyerek kendilerinin de onu çiğnediğini söyledi. Baydemir, "Bundan sonra da çiğnemeye devam edeceğiz. Ey hükümet ve ey devlet aklı. Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Bu kitle ve halkı sokaklara mı dökmeye çalışıyorsunuz?" diye devam etti. İki gün önce AK Parti'li milletvekilinin otomobilinin polis ekibi tarafından çevrilmesi nedeniyle `kıyametler koparıldığını' anlatan Baydemir, "16 belediye başkanı şu anda gözaltında. Bu mu halkın iradesine saygınız?" dedi.

Baydemir, gözaltına alınanların serbest bırakılması için yarın Diyarbakır Adliyesi önünde olacaklarını belirterek, "Ya bizi de alacaksınız, ya arkadaşlarımızı serbest bırakacaksınız. Saygın Türk halkı ve Kürt halkına söyleyeceklerim var. Buradan söylediğimiz son sözümüz değil. Lütfen akıllı davranın söz tükenmesin. Hem ulusal hem ulaslararası düzeyde arkadaşlarımız bırakılıncaya kadar, demokratik ve meşru düzlemde her hakkımızı kullanacağız" dedi.

AĞZINDAN KÜFÜR ÇIKTI

Baydemir, partilileri arasında `Şahin' ve `Güvercin' tanımı yapanları kasdederek, "Bunu söyleyenlere has..tir diyoruz. Kendi değerlerine ihanet eden tek Kürt politikacı bulamayacaksınız. Şeyh Sait ve Seyit Rıza ihanete uğradı. Ama ondan sonrakiler ihanete uğramadı, uğramayacaktır" diye konuştu.

Kapatılan DTP'nin Grup Başkan Vekili Gülten Kışanak, `hükümet ve devlet terörü' ile karşı karşıya olduklarını, bugün 2.5 milyon insanın oyunun devlet tarafından gözaltına alındığını önü sürdü. Kaşanak, şunları söyledi:

"Terörizmden bahsedenler, devlet terörüne baksınlar. Bu hukuk dışı baskının terörden ne farkı var. Eğer provakasyon arıyorlarsa, bunun gözaltı emrini verenlerde arayın, Ankara'da arayın. Bu halk büyük metanet ve sağduyu ile mücadelesini demokratik çerçevede sürdürmek için büyük bedeller ödedi. `İyi şeyler olacak' denildiği günden bu yana, nasıl bir devlet terörü uygulandığını görün. Bu sözden sonra gözaltılar başladı, partimiz kapatıldı, arkadaşlarımıza siyasi yasaklar verildi."

Kışanak, her şeye rağmen demokratik siyasetteki ısrarlarının kıymetinin bilinmesi gerektiğini öne sürerken, "Yarın bunu da bulamayabilirsiniz. Bugün direniş günüdür. Kürt halkının iradesini terörize edenlere karşı direniş günüdür. Halkımızı yanımızda görmek istiyoruz. Seçilmişler ve tüm halkımızla birlikte arkadaşlarımız serbest bırakılıncaya kadar meşru direniş içinde olacağız. AKP hükümetini uyarıyorum. Bize hikaye uydurmasınlar. Her birimiz aynı suçu işliyoruz. Bizi ya gözaltına alırlar, ya da arkadaşlarımızı serbest bırakırlar. Akıllarını başlarına toplaları çağrısında bulunuyorum. Bu halkın 2.5 milyon oyunu bu akşam gözaltına almaya gücünüz yetmez. Ya gereğini yapın, ya da bu halk size geri adım attırmayı bilir. Direnişimiz başarıya ulaşana kadar devam edecektir" diye konuştu.

"OHAL DÖNEMİNDE BİLE İHD ARANMADI"

İHD Diyarbakır Şubesi'nde yapılan arama ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Diyarbakır Baro Başkanı Mehmet Emin Aktar, vahim bir tablo ile karşı karşıya kaldıklarını söyledi. DTP'nin kapatılması ardından operasyonun gerçekleşmiş olmasının kendilerini ciddi biçimde kaygılandırdığını belirten Aktar, şöyle dedi:

"Legal alan ve siyasal alanın boşaltılarak sanki çatışmaların bir yerde körüklenmesi isteniyor gibi. Bizim dileğimiz artık yargının siyasal alana müdahale etmekten vazgeçmesi. Barış sürecine de zarar verir diye düşünüyorum. Herkesin daha sağduyulu davranması gerektiğini düşünüyorum. Savcılık emriyle İHD şubesinin bütünün de arama yapıldı. Bazı belgelere el konuldu. Bilgisayarın hard disklerine el konuldu. Bu tabiki insan hakları alanında çalışan bir kuruluşa yönelik, OHAL koşullarında bile karşılaşmadığımız bir durum. OHAL koşullarında bile İHD aranmamıştı. Ama bu gün İHD Diyarbakır şubesinin aranması bile başlı başına vahim bir durum. Kaldı ki, İnsan Hakları Derneği'ne karşı yürütülen bir soruşturma değil."

Diyarbakır Baro Başkanı Mehmet Emin Aktar, daha sonra adliye önünde baroya katıylı avukatlarla birlikte basın toplantısı düzenlendi. Gözaltıları hukuk dışı olarak niteleyen Aktar, "Bu hukuk dışı uygulamalara karşı, bugün itibarıyla itirazlarımızı sunmuş bulunmaktayız. İsteğimiz müvekkillerimizin meslektaşlarımızın bir an önce gözaltı işlemine son verilmesidir" dedi.

www.gazetevatan.com

23 Aralık 2009 Çarşamba

BDP binasını PKK'lı açtı

Share BDP binasının açılışını geçen ekim ayında Kandil Dağı'ndan Türkiye'ye gelen 34 PKK'lıdan M. Şerif Gençdağ yaptı.

BATMAN’da, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan DTP’nin yerine kurulan Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) İl Başkanlığı binasının açılışını, geçen ekim ayında Türkiye'ye gelen 34 PKK'lıdan Kandil Dağı’ndan gelen
M. Şerif Gençdağ, Belediye Başkanı Nejdet Atalay ile birlikte yaptı.

DTP’nin yerine kurulan BDP’nin Batman İl Başkanlığı binasının açılışı davul zurnalı törenle gerçekleştirildi. Atatürk Bulvarı üzerindeki binasının açılışına BDP Genel Başkan Yardımcısı M.Şerif Ekinci, Belediye Başkanı Nejdet Atalay, BDP İl Başkanı M. Şah Kaygusuz, ile Abdullah Öcealan’ın çağrısı ile Kandil Dağı’ndan gelen 8 PKK'lı arasında bulunan M.Şerif Gençdağ ile Mustafa Ayhan ve Mahmur Kampı'ndan gelen Nurettin Turgut ile yaklaşık 2 bin kişi katıldı.

BDP İl Başkanı M. Şah Kaygusuz, DTP’nin kapatılması için sözde aydınların Anayasa Mahkemesi’ni etkildiğini ileri sürdü. Kaygusuz, “Kürt partileri bir bir kapatılıyor. Bazı sol çevreler ve kısmen aydın olarak tanınan bazı şahsiyetlerin davanın sürdüğü bir esnada adeta kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne yol göstermişlerdir. Yaklaşık 2.5 milyon seçmeni parlamentodaki iradesi kapı dışarı edilmiştir. Bu ülkenin en yakıcı meselesi olan Kürt meselesinin bir an önce demokratik ve barışçıl bir şekilde çözülmesinden yana olan herkesin katkı sunmasını bekliyoruz” dedi.

BDP Genel Başkan Yardımcısı M. Şafi Ekinci, “Bu şiddet ve hak gaspına karşı gelişen Türkiye halklarının daha özgür, daha müreffeh bir yaşam vadi ortadayken, bu hak arama hareketinin terörize edilerek ülkemizin derin bir uçuruma doğru sürüklenmektedir” dedi.

Konuşmaların ardında il binasının açılış kurdelası, Kandil’den gelen PKK’lı grubun sözcüsü M.Şerif Gençdağ, Belediye Başkanı Nejdet Atalay ve BDP İl Bşkanı M.Şah Kaygusuz tarafından kesildi.

www.gazetevatan.com

20 Aralık 2009 Pazar

Öcalan da öyle istedi.

Share DTP'liler vazgeçti!
Türk: siyasete BDP'de devam edeceğiz. Öcalan da öyle istedi

Kapatılan DTP'nin 19 milletvekili, istifa etmekten vazgeçti. Siyasi yasaklı eski DTP lideri Ahmet Türk siyasete BDP'de devam edeceklerini açıklayarak, demokratik mücadele bizim için esastır dedi. Halkımız parlamentoda kalmamızı istedi diyen Türk 'Öcalan da parlamentodan ayrılmamamızı' istedi açıklamasında bulundu.

BDP tabelası asıldı

Kapatılan Demokratik Toplum Partisinin (DTP) eski genel merkez binasına, Barış ve Demokrasi Partisinin (BDP) tabelası asıldı.

DTP'nin kapatılması kararının ardından, Balgat'taki eski genel merkezden sökülen DTP tabelasının yerine, sarı zemin üzerine lacivert harflerle "Barış ve Demokrasi Partisi Genel Merkezi" tabelası takıldı.

BDP'nin amblemi meşe ağacından oluşuyor.

Parti görevlisi İhsan Gül, gazetecilerin soruları üzerine, 14 yıldır bu binada çalıştığını ve binanın 4 farklı partiye ev sahipliği yaptığını söyledi.

Gül, BDP'nin amblemindeki meşe ağacının "kalıcılık" anlamına geldiğini ifade etti.

12 Aralık 2009 Cumartesi

SEVMEK İÇİN, TANIMAK VE ANLAMAK GEREK

Share
 İşte;

Her gün geçtiği yolunun üzerindeki iğde ağacının kesildiğini görünce ağlayan,


-Çok sevdiği köpeği Foks öldüğünde matemini tutan,

-Yalova'da köşke zarar veren ağacın dalı kesilmesin diye köşkü kızaklarla kaydırtan,

-Savaş sonrası Çankaya'da ücretle çalıştırılan ve ayrılışlarında çantalarında Gazi markalı sigara çıktığı için görevli personel tarafından dövüldüklerini gördüğü Yunan esirlerinden  özür dileyerek sigara ve para ile onları uğurlayan,

-İçki içmeyen ve beş vakit namaz kılan Mareşal Fevzi Çakmak yemekte olacağı zaman masaya içki koydurmayıp limonata ile yetinen,

-Ramazanlarda Hafız Yaşar Okuyan'a, gündüzleri Hacı Bayram Veli ve Zincirlikuyu camilerinde şehitlerimizin ruhu için hatim okutan, akşamları da huzurunda okuttuğu sureleri derin bir hazla dinleyen,

-Ankaralılar tarafından kendisine hediye edilmek istenen Çankaya'daki evin tapu tescilini, 1.İnönü savaşını kazanan orduya bağışlanmak üzere M.S.B'ye yaptıran,

-Yurt gezilerinde, Kara Fatma, Satı Kadın gibi Kurtuluş Savaşı'nın kahraman Türk kadınlarını buldurup ellerini öpen, vefalı, şefkatli, merhametli, inançlı, saygılı, dürüst, yüreği sevgi dolu bir insan olan Atatürk.
 Her şeyimizi borçlu olduğumuz böyle bir Önder nasıl sevilmez ?
Onun; parasal yardım yaparken dahi, ne kadar zarif bir tutum sergilediğini Yaveri Muzaffer Kılıç'ın aşağıdaki anısı ne güzel anlatıyor.(1)

 "Bir gün Atatürk'le beraber Abidinpaşa'dan gelip Samanpazarı yoluyla Ulus'a geçiyorduk.
 O zamanlar Samanpazarı'nda bulunan üç beş dükkan dan birisi Ali Efendi isimli kitapçıya aitti. Kitapçı dükkanının kepenklerinde, nefis bir halı asılmış duruyordu. Harp yıllarının  sonu olduğundan hiçbir yerde, hele Ankara'da böyle güzel bir şey görmek pek şaşırtıcı olduğu için bu halı Atatürk'ün de dikkatini çekti. Hemen arabayı durdurup indik.

Beraberce dükkana yürüdük. Kitapçı Ata'yı görünce, "Buyurun Paşam" diyerek heyecanla bir Emri olup olmadığını sordu. Paşa da bu halıyı çok güzel bulduklarını ifade ettiler.
 Kitapçı;

 -Paşam, bu halı bir müşterimin. Paraya ihtiyacı olmuş, satılması için bana bıraktılar. Benimle bir ilgisi yok dedi.



 Atatürk, böyle güzel bir halının çok kıymetli olduğunu, bunu halı sahibinin nereden almış olabileceğini öğrenmek istediler. Kitapçı ezile büzüle;


 -Paşam, emanet koyan isminin söylenmemesini özellikle rica ettiler, müsaade ederseniz ismini söylemeyeyim dedi.


 Bu sefer Atatürk daha çok merak edip,

 -Çocuk, belki halıyı almak isteyeceğiz. Kimin ve kaça olduğunu öğrenmek isteriz dediler.

 Kitapçı; -Paşam 40 lira istemişlerdi deyip yine halı sahibinin ismini vermedi. Atatürk halı sahibini iyice merak edip ısrar edince de, kitapçı istemeyerek ve sıkılarak;


 -Abdülhalim Çelebi Hazretlerinin Paşam dedi.


 Abdülhalim Efendi, Mevlana sülalesinden gelmiş, Konya milletvekili olarak Meclis'te görev yapıyordu. Kapısı herkese daima açık, cömert, gayet güzel konuşan, Mevlevi kalpağı ile gezen,  akıllı, sevimli, hoş sohbet, özü sözü doğru bir kişiydi.


 Atatürk, bu cevabı alınca çok duygulandı ve bana dönerek dükkana 40 lira bırakmamı emretti.

 Hemen parayı bıraktım. Kitapçı halıyı koşarak indirip paket yapmaya koyuldu.


 Bu arada Atatürk, Abdülhalim Efendi'nin kişiliğinden övgüyle bahsederek;

 -"Abdülhalim Efendi, evde halısını satacak kadar parasız kalıyor ama, kapısını kimseye kapamıyor"diyerek onu övdü. Sonra da kitapçıya dönerek;

 -“Bana bak, halıyı biz alıyoruz. Fakat halıyı Abdülhalim Efendi'nin evine yollayınız, biz oradan aldırırız. Akşamüzeri de kendilerine bir kahve içmek için geleceğimizi söyleyiniz” dediler.
Kitapçı bu davranışa şaşırmış bize bakarken, arabaya binip uzaklaştık. Aynı akşam Abdülhalim Efendi'nin evine gittik. Kendisi bizi avlu kapısında karşıladı.
Eve girince baktım halı, kapı arkasında paketli olarak duruyordu. Mütevazı evinde minderlere oturuldu, kahveler içildi.


 Abdülhalim Efendi;
-Paşam halıyı almışsınız. Fakat halı evime geri geldi.  Müsaade ederseniz, arabanıza koyduralım” dedi.
 Atatürk de;
-Abdülhalim Efendi halı yine bizim olsun. Biz arada sırada sana kahve içmeye geldikçe onun üzerinde kahvemizi içeriz” diyerek halıyı açtırdılar ve odaya serdirdiler.
Kahveler içildi ve sohbet edildi. Giderken Abdülhalim Efendi yine bizi kapıya kadar uğurlayarak;
-Paşam eğer müsaadeniz olursa halıyı..... derken Atatürk sözünü keserek mütebessim,
 -Abdülhalim Efendi, onu sana emaneten bırakıyoruz. Her gelmemizde onu burada görmek ve üzerinde oturmak isteriz. Diyerek veda edip ayrıldılar.
Böylece Atatürk, Abdülhalim Çelebi Efendi'ye, kitapçıya bile belli etmemeye çalışarak ihtiyacı olan yardımı yapmış, fakat halıyı almamışlardı."
Bu ibret verici anı; O büyük asker, devlet adamı ve devrimci liderin, en az bu nitelikleri kadar büyük olan insanlığını anlatmasının yanı sıra onun, gerçek dindar ve üstelik bir tarikat  mensubu olan Çelebi'ye saygısını göstermek bakımından da ayrı bir önem taşıyor.
Ayrıca; Herkese açık sofrasını sürdürebilmek için halısını satan bir tarikat ehlinin;  dini siyasete alet ederek para, mevki ve güce ulaşan, yurt içinde ve dışında saf ve eğitimsiz  vatandaşları sömürerek trilyonluk mal varlıklarının sahibi olup sefa süren günümüz din ve tarikat  bezirganlarından farklılığını da ortaya koyuyor.
Tabi anlayana ve anlamaktan yana nasibi olanlara !

İTE KULÜBESİ DAR GELDİ

Share İTE KULÜBESİ DAR GELDİ

Gökten tepemize paketten düştü,
Önce anlamadık, sır geldi diye.
Kuştüyü yatakta yatırdık puştu,
Bayram ettik, fırsat bir geldi diye.

Boynunda binlerce şehidin kanı,
Varsa da, güvende olmalı canı.
Gönderdik, denizle kaplı dört yanı,
İmralı en uygun yer geldi diye.

İmralı ağladı, İmralı sustu,
İmralı bağrına taşları bastı.
Tam onbir senedir kadere küstü,
Üzüldü, başıma şer geldi diye.

AB’ye gizlice teminat verdik,
Altına kırmızı halılar serdik,
Yârenlik edecek ahbap gönderdik,
İpneye yalnızlık zor geldi diye.

Artık alnımızdan gitmez bu yara,
Saraylar yaptırdık, harcadık para.
Bir de utanmadan atarlar nâra,
İte kulübesi dar geldi diye.

Komisyon çıkarıp aradık hata,
Cetvelle iyice ölçüldü ada.
Meğerki on santim küçülmüş oda,
Korktuk tepkilerden, gür geldi diye.

Her gece sayımdan geçmesi özel,
Banyosu, yemesi, içmesi özel.
Tuvalete bile sıçması özel,
Kızdılar, kıçından ter geldi diye.

Bu kadar tavizi verirse devlet,
Kuklalar caniye af ister elbet.
DTP’li kahpe ediyor gayret,
Çakal anasından hür geldi diye.

Son kez ERBABİ’nin sözünü tutun;
Açılıma yeni açılım katın.
Yanına Emine Ayna’yı atın,
Sevinsin, koynuma yar geldi diye.

06 / 12 / 2009
OZAN ERBABİ - KAYSERİ

7 Aralık 2009 Pazartesi

Türk bayrağını yaktılar!!

Share
Hakkari'nin Şemdinli ilçesinde göstericiler, Yavuz Sultan Selim İlköğretim Okulunda asılı Türk bayrağını indirerek, yaktı. Göstericiler, kendilerini görüntülemeye çalışan gazetecilerin görüntü almasına da engel oldu.
Habur'dan Türkiye'ye giriş yaptıktan sonra serbest bırakılan PKK'lıların da aralarında bulunduğu Demokratik Toplum Partisi (DTP) üyelerince düzenlenen mitingin ardından izinsiz yürüyüş yapmak isteyen gruba, polis müdahale etti. Polisin müdahalesi üzerine ara sokaklara dağılan göstericiler, ilçe girişindeki polis noktası ile İlçe Emniyet Müdürlüğü ve AK Parti ilçe binasını taşladı.

Daha sonra Cumhuriyet Caddesi'ndeki Yavuz Sultan Selim İlköğretim Okulu önünde toplanan göstericiler, okulun bahçesindeki direkte asılı Türk bayrağını indirerek, ateşe verdi. Türk bayrağını yakan göstericiler, kendilerini görüntülemeye çalışan gazetecilerin görüntü almasına da engel oldu.



Terör örgütü lehine slogan atan ve yollarda barikat kurarak, ateş yakan kalabalığı biber gazı kullanarak dağıtmaya çalışan polis, 8 göstericiyi gözaltına aldı. Şemdinli Belediye Başkanı Sedat Töre de olayların büyümesini önlemek amacıyla kalabalığı ikna etmeye çalıştı. Ancak Belediye Başkanı Töre'nin çabası sonuçsuz kaldı. İlçe merkezinde halen devam eden olaylarda ilk belirlemelere göre 3 polis ile Azat Yiğit isimli gösterici yaralandı. Şemdinli Devlet Hastanesine kaldırılan Yiğit'in, ilk müdahalenin ardından Van'a sevk edildiği belirtildi.


Kaynak : www.milliyet.com.tr

5 Aralık 2009 Cumartesi

DTP'li 98 başkandan şok teklif

Share DTP'li 98 belediye başkanı ile il başkanları, Diyarbakır'da parti binası önünde saat 11.00 basın toplantısı yaptı.


DTP'li 98 belediye başkanı ile il başkanları, Diyarbakır'da Konuşmayı yapan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, "Başbakan, Baykal ve Bahçeli 11 gün İmralı'da kalsın" dedi. İşte Baydemir'in sözleri...

- Hiçbir cezaevinde olmayan insanlık dışı tecrit uygulamaları 11 yıldan bu yana İmralı’da sürdürülmektedir. Yeni düzenle yaşam koşulları ortadan kaldırılmayı hedeflemektedir. Öcalan’ın sağlığı, Türkiye’deki gelişmeleri derinden etkileyecek kilit bir öneme sahiptir.

- Samimiyetle Kürt sorununun çözümünü isteyen aklı başında her otorite bu realiteyi görme durumundadır. Bu nedenle, gerginliğin daha fazla tırmanmaması, ülkenin çatışmalı ortama sürüklenmemesi, kaosa dönüşmemesi için hassasiyetlerin dikkate alınması zorunludur.

- Tam tersine İmralı çözüm için en etkili diyalog kapısı olarak değerlendirilmelidir. Çözüm gerçekten çözüm isteniyorsa, Öcalan’ın barışa katkı sunabileceği koşullar oluşturulmalıdır.

- Biz DTP’li belediye başkanları olarak seçilmiş olduğumuz 100’ün üzerindeki yer için, çağrıda bulunuyoruz. Hükümet ve devletin tüm kurumları bu politikalardan vazgeçilmelidir.

- Sorunun adı kürt sorunudur. Sorunun nedeni kimliğin reddedilmesidir. Çözüm kimliğin anayasada kabul edilmesidir. Kürt halkının siyasi haklarının tanınmasıdır.

- Çözüm 30 yıldır denenmiş tasfiye planlarında değildir, çözüm içtedir. Kürtler barışın inşası sürecinde kararlıdır samimidir. Aynı kararlılığı samimiyeti, buna uygun adımları devletten beklemektedir.

www.gazetevatan.com
04.12.2009

3 Aralık 2009 Perşembe

DTP Öcalan şartında ısrarlı

Share İmralı düzelmeden açılımdan söz edilemez

Abdullah Öcalan’ın kaldığı koşulların daha da kötüleştiğini söyleyen DTP lideri Türk, “İmralı sistemi halen ortadayken ve bu sistem daha da ağırlaşırken açılımdan söz etmenin inandırıcılığı olamaz” dedi. Türk, Kürtlerin gözünün kulağının İmralı’da olduğunu ileri sürdü.

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, Türkiye’nin, demokratikleşme sorunlarını masaya yatırarak, büyük bir cesaret ve kararlılıkla çözmek zorunda olduğu bir süreçle karşı karşıya bulunduğunu söyledi. Türk, “Ne CHP’nin ne MHP’nin statükoda ısrarı ile ne de AKP’nin tasfiye mantığı ile Kürt sorunu gibi kapsamlı bir sorunun çözülebileceğini” öne sürerek, şöyle konuştu:

AKP OYALIYOR: AKP iktidarının demokratik açılım adı altında yürütüğü bazı girişimler aldatmaca ve oyalamaya yöneliktir. İşin esasında, Kürtleri dışında tutan, onların iradesini dikkate almayan politikalar yatmaktadır. Bu politikalar yıllardır denendi ancak sonuç alınamadı. Sorun, Kürt halkının varlığının, Türkiye Cumhuriyet Anayasası’nda kabul edilip edilmeme sorunudur.

KABUL EDİLEMEZ YAKLAŞIM: Kürt halkının siyasi ve kültürel hakları tanınmadan, iradesi muhatap alınmadan, diyalog ve uzlaşı süreci geliştirilmeden bu sorunun çözülmesi mümkün değildir. Şimdi karşımızda bu düzeyde köklü bir sorun varken, bazı idari düzenlemeler ve yönetmelik değişiklikleriyle çözüm mümkün müdür? Köy, kasaba isimlerinin geri verilmesi gibi ceviz kabuğunu bile dolduramayacak düzeyde bazı değişikliklerden bahsediliyor. Halkımız zaten bu yerlerin Türkçe isimlerini kullanmıyor. Güya bu şekilde, bu köklü sorun çözülecekmiş...

GERİLİME YOL AÇIYOR: Türkiye oldukça hassas ve dikkatli olunması gereken bir dönemden geçiyor. Bu nedenle siyasetçilerin, toplumun tüm hassasiyetlerini gözeterek, sorumlu ve ciddi yaklaşım göstermesi gerekir. Kürt halkının hassas olduğu değer yargılarına yaklaşım konusunda, iktidar ve muhalefet partilerinin özenli bir üsluba ve yaklaşıma sahip olması gerekir. Bu konulardaki duyarsızlık ve yok sayma yaklaşımı, çözüme değil, tam tersine çözümsüzlüğe ve gerilimlere yol açar.

KAYGILAR OLUŞTU: İmralı’da uygulanan politikaların, şantaj ve tehdit unsuru haline getirildiğine dair Kürt halkında ciddi kuşkular ve kaygılar oluştu. Geçtiğimiz yıl yaşanan ve halkı oldukça geren, rencide edici kötü uygulamaların yarattığı tepkiler hala hepimizin hafızalarındadır. Şimdi ise güya uluslararası hukuka göre yapılan bir iyileştirmeymiş gibi kamuoyuna sunulan yer değişikliğiyle birlikte, İmralı’daki koşullar daha da ağırlaştırılmıştır.

AÇILIMIN AYNASI: İmralı, hükümetin açılım olarak savunduğu sürecin bir aynasıdır. Bu sürecin gerçek bir demokrasi açılımına dönüşmesinin en önemli koşullarından biri İmralı’ya yaklaşımdır. Çünkü Kürtlerin gözü kulağı İmralı’dadır. Kürtler, İmralı’ya karşı geliştirilen olumlu ya da olumsuz bir tavrı kendisine karşı alınan bir tutum olarak saymakta ve görmektedir. Bu nedenle İmralı, Kürtlerin ve toplumsal barışın en hassas noktasıdır.

APO’SUZ OLMAZ: Öcalan’ın uzattığı barış elinin tutulması gerekirken, sergilenen tam aksi yaklaşımları ne bizim, ne halkımızın ne de demokratik kamuoyunun kabul etmesi, meşru görmesi mümkündür. Öcalan’ın dikkate alınmadığı, onun yok sayıldığı, diyalog kanallarının kapatıldığı bir süreç, Kürt sorununun çözümüne hizmet etmeyecek, aksine çözümsüzlüğü derinleştirecektir. İmralı sistemine bir an önce son verilmesi gerekiyor.

SESSİZ KALINMAZ: Son dönemde yaşananlar, uzun vadeli bir planın-genel bir konseptin aşama aşama hayata geçirilmeye çalışıldığını ortaya koyuyor. İmralı’da yaşananlar da bu konseptin en önemli parçasıdır. Bu tablo karşısında, Kürt halkı ve demokratik kamuoyunun sessiz kalması beklenemez.

HÜCRESİ KÜÇÜLTÜLDÜ: Aldığımız bilgiler, yaşama koşulları daha iyileştirileceği şekildeydi. Şimdi 10 metrekare yerden 6,5 metrekare yere alındı. Pencereden rahat rahat hava alma imkanı varken, tavana yapışık küçük bir pencerenin olduğu yere taşındı. Toplumdaki hassasiyeti görmek lazım. Burada iyileştirme değil, mevcut koşullar daha da geriletilmiştir. Bu yaklaşım biçimlerinin toplumda gerilim yarattığını hepimiz biliyoruz.

Halkın ortaya çıkardığı tepki

AHMET Türk, basın toplantısında “İstanbul Mersin ve Hakkari gibi illerdeki gerilimleri buna mı bağlıyorsunuz?” sorusuna şu yanıtı verdi: “Toplumun bu konudaki tespitidir. Biz bunu bir gerilim olarak değerlendiriyoruz. Hiçbir insana yönelik bir eylemin, olayın yaşanmasını istemiyoruz ama toplumsal bir gerilim çıktığı zaman bunu bir siyasi partiye, anlayışa bağlamak doğru değil. Halkın ortaya çıkardığı bir tepkidir bu. Biz başından beri bu tepkilerin, hassasiyetlerin göz önünde tutularak, Türkiye’yi rahatlatarak bir sürecin başlatılması gerektiğini söylüyoruz.” Türk, ayrıca toplumu tatmin etmeyen bir durum ortaya çıkarsa doğal olarak tepkilerin de gelişeceğini, dünyanın her yerinde bunun böyle olduğunu söyledi. “Tepkileri dindirmek için girişimleriniz olacak mı?” şeklindeki bir başka soru üzerine ise Türk, tepkilerin demokratik biçimde olması için parti olarak çalışma yapacaklarını, illeri ziyaret edeceklerini, demokratik tepkilerin ölçüsünü, yapılması gerekenler konusunda düşüncelerini ortaya koyacaklarını açıkladı.

Molotoflu, havai fişekli İmralı eylemleri sürüyor

IRAK’takİ Kandil Dağı ve Mahmur Kampı’ndan 19 Ekim’de Türkiye’ye gelen 34 PKK’lıdan 4’ü, Ağrı’nın Diyadin İlçesi’nde DTP’nin düzenlediği mitinge katıldı. Önceki gün Doğubayazıt’ta olduğu gibi dün de Diyadin’deki DTP mitinginde olaylar çıktı. Polis olayları bastırmak için göstericilerin üzerine biber gazı ve tazyikli su sıktı.

PKK’nın kuruluş yıldönümü ve İmralı’daki koşulları bahane eden gruplar birçok kentte eylemlerini sürdürdü. Adana’da bir grup, yolu trafiğe kapatıp ateş yaktı. Müdahale eden polis ekiplerine, molotof kokteyli ve havai fişek atan göstericiler, yol kenarındaki bir telefon santral dağıtıcısını da ateşe verip, telefon bağlantılarını kesti.

Mardin’in Nusaybin İlçesi’nde de izinsiz yürüyüş yapmak isteyen gruba polis müdahale etti. Polise taşla saldıran göstericiler, gaz bombası ve tazyikli su kullanılarak dağıtılmaya çalışıldı. Mersin’de ise 17 yaşındaki İsmail Keser, kontrollü hemzemin geçitte yolcu treninin çarpması sonucu yaşamını yitirdi. Bunun üzerine kazayı bahane eden bir grup, terör örgütü lehine sloganlar atıp, trenin camlarını kırdı.

www.gazetevatan.com
03.12.2009