21 Ekim 2009 Çarşamba

Törenler Yetmez Madalya da Verilsin!

Share Yaşanan gelişmelere şehit aileleri tepki verdi

İzmir Şehit Aileleri İnsan Hakları ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Nurettin Yeşilbağ, PKK'lı teröristlerin teslim olmasıyla ilgili olarak, “Bu bizim canımızı acıtıyor, yakıyor. Etnik bölünmeye gidiyoruz. Onların bir tek madalyası eksik kalmaktadır. Bari madalya da versinler” diyerek tepkisini dile getirdi.

Başkan Yeşilbağ, “Doğru bildiklerimiz değişti. Bu süreci ilgi ve hayretle izliyoruz” dedi. Yeşilbağ, şöyle devam etti:
“Bu süreç içerisinde, öyle gariplikler, öyle aymazlıklar yaşandı ki ne biz şehit aileleri, ne de ülkenin birlik, bütünlüğünü önemseyen vatandaşlarımız tarafından anlaşılabilmiş değil. Ancak kesin olan şu ki, bu projenin uygulama talimatlarının sınır ötesi güçlerden geldiği gün gibi aşikardır. Sözde barış güvercinlerinin karşılanış ve giliş biçimi halkımıza kabul ettirilmeye çalışılmaktadır. Zafer kazanmış bir asker edasıyla karşılanması niyeti ve beklentileri açıkca ortaya koymaktadır. Gelenler pişman değildirler. Genel merkezi İmralı'da kurulu bulunan malum siyasi parti ve onun milletvekilleri kendilerini Türkiye Cumhuriyeti'nin yasalarına değil de İmralı'ya ve Kandil'e bağlı gördükleri artık gizlinmeyecek bir gerçek haline gelmiştir. Bu bizim canımızı acıtıyor, yakıyor.”

'Etnik bölünmeye gidiyoruz'

Türkiye'nin bu gelişmelerle etnik bölünmeye gittiğini savunan Yeşilbağ, tepkisini şöyle dile getirdi:
“Bunların temel düşüncesi ‘Doğu ve Güneydoğu'yu biz yöneteciğiz, orada Türkiye Cumhuriyeti yasalarını, güvenlik güçlerini görmek istemiyoruz. Batıyı da beraber yöneteceğiz’ zihniyetinden başka birşey değildir. Teröristlere iş hakkı, öldürülen teröristlerin yakınlarına tazminat gibi devletimizin şehit yakınları ve malul gazilerine tanıdığı hakların da verileceği konusunda haberler çıkmaktadır. Eğer böyle bir uygulama içine girilirse, onların bir tek madalyası eksik kalmaktadır. Bari madalya da verilsin. Sonunun nereye varacağı bilinmeyen bu tür sözde açılımlar milli birliğin pekişmesinden ziyade, bu ülkenin bölünmez bütünlüğünü önemseyen Anayasamızın temel niteliklerini benimseyen vatandaşımızın, siyaset kurumlarına olan güvenini ve yasalara olan inancını sarsmaktan başka bir amaca hizmet etmeyecektir. Yasalar herkes için vardır ve herkese eşit uygulanmalıdır.”
Açıklamaya katılıp gelişmelere tepki gösteren şehit yakınlarından, oğlu Erhan Çakıcı'yı, 1993 yılında Mardin'de vatani görevini yaparken şehit veren Ali Çakıcı, “Gururla taşıdığım madalya verdiler ancak ben bu madalyayı bu gelişmelerin ardından iade etmek istiyorum” diye konuştu.

‘Hainler davul zurna ile karşılansın diye mi şehit verdik?’
Türkiye Harp Malulü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Kayseri Şube Başkanı Ali Yavuz, Türkiye’ye teslim olan PKK’lıların sınırda davul zurna ile karşılanmasına tepki gösterdi. Yavuz, “Hainler davul zurna ile karşılansın diye mi şehit verdik?” dedi.
Harp Malulü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Başkanı Ali Yavuz, düzenlediği basın toplantısında, “Vatanın bölünmez bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı uğruna 30 yıl mücadele ettiğimiz hainlerle şimdi aynı çatı altında yaşamaya mahkum mu edileceğiz? Şimdi soruyoruz: Biz vatan hainleri davul zurna ile karşılansın diye mi şehit olduk, gazi olduk? Bu hainler affedilecekse bizler niye kuşların bile zor yaşadığı o dağlarda 30 yıl bu hainlerle mücadele ettik, can verdik? Hiç kimse oy uğruna üç beş çapulcu için, şehit ve gazilerin onuruyla oynayamaz” dedi.
Terörün Meclis'e girdiğini belirten Yavuz, “Silahla başaramadıklarını şimdi siyasetle başarmaya çalışıyorlar. Çünkü ABD ve Avrupa böyle istiyor” diye konuştu.



www.gazetevatan.com

20 Ekim 2009 Salı

TRT YAYINLAMASA BİLE BİZ YAYINLARIZ!

Share

ART kanalını takip ediniz...

Tören Var Pişmanlık Yok!

Share
Dağdan inen Teröristin ağzından : ''Bizler 221.maddeden yararlanmak, eve dönmek ya da teslim olmak için gitmiyoruz ''

----------------------------------------------------------------------------------
5 PKK'lı da serbest
İfadeleri alınan 5 PKK'lının hepsi serbest bırakıldı. Böylece dün teslim olan 34 PKK'lının hepsi bırakılmış oldu.

Kandil Dağı’ndan 8, Habur Kampı’ndan 26 olmak üzere toplam 34 kişilik ‘Barış Grubu’, terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine dün Türkiye’ye gelerek teslim olmuştu.

Sabah saatlerinde 29 kişi serbest bırakılıp, 5 kişi gözaltına alınmıştı. Tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edilen ve Habur Gümrük Sahası'nda Silopi'den gelen bir hakime ifade vermeye başlayan 5 kişinin tamamı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Sorgulanan PKK'lıların hiçbirisin "Etkin Pişmanlık Yasası"ndan yararlanmak için talepte bulunmadıkları öğrenildi.



Serbest kalan 34 PKK'lı grup Ankara'ya gitmek üzere DTP otobüsüne bindi. Otobüsün üzerine çıkan grup, dışarıda kendilerine sevgi gösterisinde bulunanlara gül attı. Araçta DTP Genel Başkanı Ahmet Türk de bulunuyor. DTP'li vekiller de araçlarıyla onları izleyecek.

www.gazetevatan.com.tr

----------------------------------------------------------------------------------


----------------------------------------------------------------------------------
Anlayana!
TESLİM’İYET TÖRENİ


PKK’lıların memlekete gelişi, tüm yurtta, dış temsilciliklerimizde ve KKTC’de törenlerle kutlandı.

Terörist olmadıkları, olsa olsa terörişko oldukları açıklanan PKK’lılar, sınır kapısına serilen kırmızı halı üzerinde, protokol tarafından, çiçeklerle karşılandı.

Yetkililerin, gözyaşlarıyla birbirlerine sarılarak, çak yaptıkları görüldü. Giriş işlemlerini önceden hazırlamayarak, 4 saniye beklemelerine sebep olan memur, görevden alındı, mağdur PKK’lılardan özür dilendi, araya Ahmet Türk girdi, tatsızlığın büyümesini önledi, Ahmet Türk’e teşekkür plaketi verildi. Bando eşliğinde üstü açık arabaya bindirilen PKK’lılar, resmi geçit kortejine katılarak, halkı selamlaya selamlaya Silopi’ye girdi. Temsili karakol baskınının gerçekleştirildiği törenlerde, temsili bir askerin, tahta tüfekle sağa sola ateş ediyormuş gibi yapması, coşkuya gölge düşürdü. Divan-ı harbe verilen askerin, akli dengesinin bozuk olduğu ortaya çıktı. 25 atletin İmralı’dan getirilen toprağı PKK’lılara sunmasının ardından, güzergâh üzerindeki devlet dairelerine molotof atıla atıla, Vilayet Konağı’na geçildi. Makam aracını PKK’lılara tahsis ettiği için yürüye yürüye gelen Vali’nin kapıda karşılamaya gecikmesi, PKK’lıları tek başına karşılamak zorunda kalan ABD Elçisi tarafından skandal olarak nitelendirildi. Sinirlenen elçi, “Bu memleketin sahibi yok mu kardeşim, her şeyi biz mi yapacağız” diye bağırdı, araya Emine Ayna girdi, tatsızlığın büyümesini önledi, ona da teşekkür plaketi verildi.



* * *


Karayoluyla Diyarbakır’a giden PKK heyeti, oradan, havayoluyla Ankara’ya geçti. Ancak, bu seyahat için, başbakanlığa yeni alınan 18 koltuklu DAP uçağının tahsis edilmesi, krize sebep oldu. PKK’lıların “Sıkış tepiş olacağını bilseydik, gelmezdik” diye yakınması üzerine, derhal 40 koltuklu Ana uçağı tahsis edildi. Bu bekleme sırasında VIP’te yürekleri ağızlara getiren bir sabotaj girişimi yaşandı ve “Türk” kahvesi ikram edildi... Irkçı muameleye maruz kaldıklarını söyleyen PKK’lılar, “Kalkın, dönüyoruz Kandil’e” dedi. Allah’tan Sırrı Sakık devreye girdi, “Espresso olmadığında ben bile Türk kahvesi içiyorum” diyerek, tatsızlığın büyümesini önledi. Faşist garson gözaltına alındı.

Sırrı Sakık’a da teşekkür plaketinin yanı sıra Beluga havyarı takdim edildi.



* * *


Başkent’e inen PKK’lılar, gündüzdü ama havayi fişeklerle karşılandı, deve kesildi, nazar değmesin diye alınlarına sürüldü, TOKİ’nin hediyesi dubleks dairelerin anahtarları hediye edildi. Limuzinlerle TBMM’ye geçen PKK’lılar, önce, Meclis Lokantası’nda AB büyükelçileriyle basına kapalı yemek yedi, sonra, DTP grup toplantısına katıldı; Şeş TV’nin yanı sıra, Roj TV’den de naklen yayınlandı. Ayak altında dolaşmasınlar diye, CHP ve MHP grup toplantıları iptal edildi, “Çok istiyorsanız gidin orada yapın” denilerek, ilk meclis tahsis edildi.



* * *

PKK’lıların yarın İstanbul’a geçmesi, Savarona’yla Boğaz turu atması, akşam da Çırağan Sarayı’nda gazetecilerle yemek yeyip, topluca Reina’ya gitmeleri bekleniyor.

Yılmaz Özdil
www.hurriyet.com.tr

14 Ekim 2009 Çarşamba

Atatürk'ü Silmek!

Share


Kayseri Atatürk Stadyumu ve Atatürk Spor Salonu yıkıldı yerine dev bir iş merkezi yapılıyor... Şehrin Ankara çıkışına yapılan yeni stadyumun adı ise Atatürk değil, Kadir Has Stadı oldu...
Çorlu’da Reşadiye Mahallesi’nde yer alan Mandıracı Caddesi 1. ve 2. sokaklar arasında kalan Atatürk Caddesi’nin adı Şehit Yüzbaşı Ulaş Türk Caddesi olarak değiştirildi...
Kocaeli Yenimahalle Atatürk Caddesi’nin ismi Lozan Caddesi olarak değiştirildi...
Rize Atatürk Stadı yıkıldı yenisinin ismi Recep Tayyip Erdoğan Stadı yapılmak istendi, daha sonra Rize Stadı’nda karar kılındı.
Kaman’da Atatürk Caddesi’nin ismi değiştirilerek, Japon Prensi Tomohito Mikasa’nın adı konuldu...
İstanbul Üsküdar İlçesi’nde bulunan Atatürk İlköğretim Okulu’nun depremde hasar gördüğü gerekçesiyle yıkılıp tekrar yapıldıktan sonra adı Halil Türkan olarak değişti. Kırşehir’de Gazi İlköğretim Okulu yıkıldı, yeni yapılan okula, okul yapımına katkısı olan bir hayırseverin ismi verildi.
Altın vuruş ise Ankara’da Melih Gökçek tarafından yapıldı. Gençlik Parkı yeniden düzenlenirken Atatürk’ün ışıklı portresi kaldırıldı. Girişteki Atatürk panosu yerine Melih Gökçek’in el yazısıyla bir kitabesi konuldu.
ABD’nin Fuller, Huntington gibi akıl hocaları talimat verdi; siz Atatürk’ü, Kemalizmi, ulusalcılığı unutun...
Emir büyük yerden. O istikamette çalışıyoruz!

Melih Aşık
www.millyet.com.tr

8 Ekim 2009 Perşembe

Bilinmeyen, Anlatılmayan Atatürk

Share

Atatürk hakkında daha çok şey öğrenmek için Araştırmacı Yazar Prof.İlknur GÜNTÜRKÜN KALIPÇI'nın "İçimizden Biri ATATÜRK" adlı seminerinin dökümanını okuyabilirsiniz.. :

http://turkoloji.cu.edu.tr/ATATURK/arastirmalar/icimizden_biri.pdf




Seminerden;

Bir İngiliz gazeteci ATATÜRK’le bir röportaj yapar.Mustafa Kemal’e şöyle sorar gazeteci; ”Birleşmiş Milletlere üye olmayı düşünüyor musunuz?” Mustafa Kemal’in cevabı aynen şöyle :
“Şartlarımızı koyarız. Kabullerine bağlı. Biz müracaat etmeyiz üye olmak için. Eğer davet gelirse düşünürüz”.
*
Yıl 1930 ATATÜRK Yalova köşküne doğru çıkmakta. Bir de bakar bir bahçıvan koca bir çınar ağacını kesmek üzeredir. “Yahu” der “sen hayatında hiç böyle bir ağaç yetişdirdinmiki? Kesmeye muktedir görüyorsun kendini ve niye ?” der. Bahçıvan derki; “Paşam çınar ağacının kökleri köşkün temelini kaldırdı, yaprakları da köşkün
pencerelerine müdahale ediyor. Ya köşkü kaybedeceğiz ya ağacı keseceğiz. Onun için de kusura bakmayın ama biz ağacı kesiyoruz”. Bir an düşünür; “Hayır gerekirse
köşkü ağaçtan uzaklaştırırız” der. Derlerki bu gün Mustafa Kemal bir hoş. Ne demek köşkü tutupta ağaçtan uzaklaştırmak? Ama inanırmısınız mühendis değil, mimar değil, ziraatçı değil ama ne yapar biliyormusunuz? İstanbul’daki köprü altındaki tramvay raylarını Yalova’ya taşıtır. Köşkü hiç yıkmadan olduğu gibi tutarak kendisi de kazma kürek temelini kazar ve köşkün altına tramvay raylarını döşeyerek köşkü ağaçtan 4 metre 80 santim kenara çekerek hala Cumhuriyetimiz gibi ayakta durmakta olan çınar ağacının kurtuluşunu temin eder.
*
Yıl 1916. Bitlis cephesi komutanı Mustafa Kemal
Bitlis cephesinde çökmekte olan bir cepheyi kurtarıyor ve çadırına geliyor, yaveri İzzettin ÇALIŞLAR’ı çağırıyor ve eline bir not veriyor. Notta ne yazıyor biliyor musunuz? “Savaştan sonra ilk işimiz Türk kadınına serbestisini vermek, onu erkeğinin
yanında eşit haklara sahip kılmak”. Yıl 1916, Türk kadının değil adı, değil kimliği, hiçbir şeyi yok. Sokağa çıkma hakkı olmayan bir Türk kadını. Peki sizce tam savaşın en hararetli zamanında neden Türk kadını geldi Mustafa Kemal’in aklına.
Atatürk bu savaşta Ayşe Hatun’u tanımıştır. Ayşe Hatun’u hepimiz tanıyoruz.Bilmeyen var mı içinizde? Onun yapabildiğini acaba hangi ülkenin kadını yapabilir? Ya
da zamanımızda hangi kadın yapabilir? Benim bir kızım bir oğlum var inanın bu kadar
araştırmacıyım düşünüyorum. Biliyorsunuz sekiz aylık kızı kucağında omuzunda mermi
ve cepheye cephane götürüyor. Sekiz aylık kız dinler mi düşmanı, ağlamaya başlıyor. Ve bu sırada ölmesi falan problem değil Hatun’un, ama düşman eğer onları fark ederse çok kısıtlı olan cephane cepheye gidemeyecek, bütün düşüncesi o Ayşe Hatun’un. Ve bu
arada çocuğunu göğsüne yaslar, düşman biraz geç gider, indirdiği zaman kendi elleriyle çocuğunu şehit ettiğini görecektir Ayşe Hatun.

*
*
*
*
....Bu kadar özel ve güzel bir ülke bizim elimizdeyken başımız dertten kurtulur mu? Asla. Düşmanımız dünden daha az değil, dünden daha çok. Bütün ülkelerin gözü bizim ülkemizde. Nasıl olmasın ki! Galiba bir tek bizim gözümüz yok şu ülkede.

4 Ekim 2009 Pazar

Ne mutlu TÜRKÜM diyene!

Share Mustafa Kemal Atatürkiyeli...


“Bi Alman, bi Fransız, bi İngiliz, bi Türk, bi adaya düşmüşler, Türk olanı ‘Bundan sonra fıkralarınızda bana Türk demeyin, Türkiyeli deyin’ demiş...”

*

Gel de gülme birader.

*

“Ne mutlu Türk’üm diyene” deyince, ırkçılık, faşistlik filan oluyormuş, “Türkiyeli” diyecekmişiz...

*

Alman de.

Fransız de.

İngiliz de.

Aman diyeyim, Türk deme.

*

Türkiyeli bayrağı de, mesela.

Türkiyeli silahlı kuvvetleri.

Türkiyeli havayolları.

Türkiyeli milli takımı.

Türkiyeli lirası.

*

CNNTürkiyeli.

*

Tarihi de baştan yazmak zorunda kalacağız anlaşılan, Jöntürkiyeliler falan... Veya, Kuzey Kıbrıs Türkiyeli Cumhuriyeti... Türkiyelimenistan.

*

Türkiyeli hamamı.

Türkiyeli lokumu.

Hidayet Türkiyelioğlu.

Beyazıt Öztürkiyeli.

Fenerli Semih Şentürkiyeli.

Türkiyelian Şoray.

Türkeş mevzuuna, hiç girmeyeyim!

*

Alt kültür, üst kültür diye paldır küldür dalarsan meseleye, altını üstüne getirirsin memleketin işte böyle... Ve, “Tabii canım, doğrusu ne mutlu Türkiyeliyim” diyene sorarım; etnik kökeni ne olursa olsun, var mı artık “mutlu” olan hiç kimse, bu zihniyetin yönettiği ülkede?


Yılmaz ÖZDİL
04.10.2009

25 Eylül 2009 Cuma

Pasif Laik Çıktı Bir de..

Share Türkiye pasif laik olacak!

Anayasa profesörü Ergun Özbudun’a göre AKP’nin benimsediği laiklik anlayışının tanımı bu; pasif laiklik..

Farkı ne?

Şu..

Dinin kamudaki görünürlüğünün serbest bırakılması..

Peki şu anda yasak mı?

Kâğıt üstünde yasak.. Ama fiilen serbest..

Bu yüzden Özbudun’un ‘Zaman alacak ama Türkiye pasif laikliğe geçecek’ sözüne takıldım kaldım..

Türkiye’de zaten pasif laiklik uygulanıyor.. Çok uzun bir süredir dinin kamudaki görünürlüğü arttı..

Teşvik edildi..

Daha da ötesi, önemli kriter haline geldi..

İş bulmada, işini görmede, işini çözmede, imkân yaratmada, ihale almada, kamu ile iş yapmada belirleyici kritere dönüştü..

Kimlik haline getirildi..

Özbudun pasif laikliği ‘devletin bütün din, mezhep hatta dinsizlere eşit mesafede olması’ şeklinde tanımlıyor ama kazın ayağı öyle değil..

Sonunda ‘devlet’ diye sizin muhatap olduğunuz, bir insan..

Dinin kamuda görünürlüğünün artması o insanların tercihini, kararlarını etkiliyor..

Aynı mezhepten olanların birbirini kollaması..

Mutaassıplık derecesinin ölçülmesi..

Ölçüldüğü için gösterme ihtiyacının hissedilmesi..

Ben de sizdenim mesajının verilmesi..

Artık yadırgamadığımız uygulamalar oldu.. Çok uzağa gitmenize gerek yok.. Herhangi bir belediye binasından içeri girin, o belediyenin partisini üç beş saniyede

anlarsınız..

Anladığınız anda işinizi daha kolay halletmek için davranışınız, hitap şekliniz değişiyorsa..

Değiştiği için bazı kapılar aralanıyorsa..

Din kamuda belirleyici hale gelmiş demektir..

Türkiye’deki durum da aynen budur.. Hepimiz biliyoruz ki vatandaş CHP’li belediyelerde farklı, AKP’li belediyelerde farklı davranmak ihtiyacını hissediyor..

O his bile bir sakatlık, bir terslik olduğunun kanıtı değil mi?

*****

Açılımı sorgulayan şiddetsever mi?

Bilmeden mi yapıyorlar, planlı bir kampanyanın ürünü mü karar veremedim.. ‘Kürt açılımı’nı tartıştırmak istemiyorlar..

Kimler mi?

Hükümete yakın çevreler..

Şöyle.. Şiddet mi, barış mı? Analar ağlasın mı, ağlamasın mı? Kan dökülsün mü dökülmesin mi? Bu kadar can gitti artık yeter değil mi? gibi sorular sorup kendisini insan hisseden herkesin..

Tabii ki barış..

Tabii ki analar ağlamasın..

Tabii ki kan dökülmesin..

Cevabını AKP’nin ‘Milli Birlik Projesi’ne tam destek kabul ediyorlar..

*

Meseleyi şuna getirmek istiyorlar.. AKP’nin projesine destek vermezsen şiddetseversin, savaş yanlısısın!.. Hani bir ara AKP’li olmayan herkesi ‘darbeci’ diye yaftaladıkları gibi..

Aynı oyunu çeviriyorlar..

‘Tabii ki silahlar sussun, tabii ki artık kan dökülmesin ama iktidarın ne yapmak istediğini de bir anlayalım’ sözünü ağızlara tıkamaya çalışıyorlar..

Hemen Kürt düşmanı olmakla..

Şiddetten nemalanmakla suçluyorlar..

Kaldırılan toz bulutunun amacı belli.. Ya Milli Birlik Projesi’ni dolayısıyla AKP’yi destekleyeceksin ya da...

M.Tezkan
www.gazetevatan.com/

18 Eylül 2009 Cuma

'X,W,Q ile Türkiye bölünmez'

Share DEMOKRATİK Toplum Partisi Van Milletvekili Özdal Üçer, gündemde olan Kürt açılımı kapsamında X, W ve Q harflerinin kullanılmasının Türkiye'yi bölmeyeceğini söyledi. Harf devriminden önce şu anda kullanılan harflerin de olmadığını belirten Üçer, "Bu üç harften dolayı bölünecek bir devlet mantığını esas almak çok ilkeldir" dedi.

Hükümetin başlattığı Kürt açılımı kapsamında içinde X, W, Q harflarinin de bulunduğu yeni bir alfabenin bulunmasının bir sakıncası olmadığını belirten DTP Van Milletvekili Özdal Üçer, Kürt dili fonetiğinde bu üç harfin farklı sözcüklerde kullanıldığını söyledi. Kürt dilini gırtlak dili olduğunu da belirten Milletvekili Üçer, bazı örneklerde vererek şöyle konuştu:

"Türkiye'de harf inkilabı yapılmadan önce şu an kullanılan harfler de yoktu. Bilindiği gibi Cumhuriyetten sonra Latin Alfabesi'ne geçildi. Kürt dili fonetiği açısından ve Kürtçe gırtlak dili olduğu için X, W, Q harfleri farklı sözcüklerde kullanılıyor. İşte Kürtler bu sözcükleri nasıl yazıp okuyacaklar. Onun için bu harflarden dolaylı bölünecek bir devlet mantığını esas almak çok ilkeldir. Harften dolayı devlet bölünmez. Bunu gerekçe olarak gösteren bir anlayışı kabul etmiyoruz. Türkiye'nin toplumsal yapısı açısından, Kürtler ve farklı etnik toplumlar için hangi anlamda olursa olsun yenilik yapılması gerekir. Özgürlükçü bir ortam, demokratik birliktelik için herkes bu konuda duyarlı olmalıdır. Başbakan Ahmedi Hani diyor. Başbakan'a serbest de Kürtlere mi yasak."









-  "Kürt dili fonetiği açısından ve Kürtçe gırtlak dili olduğu için X, W, Q harfleri farklı sözcüklerde kullanılıyor. İşte Kürtler bu sözcükleri nasıl yazıp okuyacaklar." E bize ne ? Kürtçe hiçbir resmi makamda kullanılıyor mu ki? Hala açamadık mı gözümüzü ne ?!.. Hala göz göre göre vatan elden gidiyor mu ne?!.. Bu devleti kuranlar bundan 100 sene sonrasını görerek nutuklar, hitabeler yazmışlar, bugün yaşanacakları harfi harfine bilmişler de, biz bu kadar gözümüzün önüne olan olayları göremeyecek kadar aptallaştırılmış mıyız yoksa?! Yok yok.. Öyle olmamıştır, olmamalıdır.. OLAMAZ!... Biz o damarlarında asil kan dolaşan TÜRK GENCİYİZ... Değil mi?....

17 Eylül 2009 Perşembe

Açılım Önerileri

Share Gazete Habertürk’ün bugün manşetten verdiği haberde dün Ankara’da yaşayan yoğun trafiğin detayları yer aldı.

Habere göre 8 bakanlık açılım için atacağı adımları tek tek belirleyip mini MGK’da Başbakan’a sundu. Dünkü toplantılarda bu öneriler tartışıldı..



İŞTE TARTIŞILAN O AÇILIM ÖNERİLERİ
1- Suça karışmayanlar 3 ay rehabilitasyonla serbest olacak.



2- Suça karışıp pişman olan 5 yıl gözetim altında tutulacak.



3- Terör örgütü liderlerine af yok (yurt dışı esnekliği düşünülüyor)



4- Kürtçe ilköğretim ve lisede seçmeli ders olacak.



5- QWX alfabeye dahil edilecek.



6- Mahmur kampındaki Türkler getirilecek.



7- Mahmur kampındaki yabancılar tasfiye edilip ülkelerine gönderilecek.



8- Kürtçe yer isimleri iade edilecek.



9- Devlet Kürtçe yayınları destekleyecek.



10- Devlet Tiyatroları 'Mem u Zin'i oynayacak.



11- Kürtçe Kuran meailini devlet bastıracak.



12- Devlet dairelerinde Kürtçe tercüman olacak.



13- "Ne Mutlu Türküm diyene" yazıları yenilenmeyecek.



14- İlköğretim andı kaldırılacak.



15- Devlet toplu Kürtçe kitap alımı yapacak ve kütüphanelere dağıtacak





/http://www.ensonhaber.com/
16.09.2009

12 Eylül 2009 Cumartesi

A-çı-lım

Share DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ne yapmak istiyor?

Bayraklara sarılı dizi dizi şehit cenazeleri toprağa verilirken Silâhlı Kuvvetler’e terör örgütüne karşı operasyonları durdurma çağrısı yapmak neyin nesidir?

Bir siyasi çözüm çabası mı, yoksa acısı yurdu sarmış yürek yangınlarına benzin döken bir tahrik mi?

Gazetelere Ahmet Türk’ün demeci genel olarak “PKK elini tetikten çeksin” başlığı ile girdi. Keşke çağrı bundan ibaret olsa.

Ama değildir; Ahmet Türk “normalleşme için operasyonlar durmalı, PKK da elini tetikten çekmelidir” diyor.

Bu ateşkes durumudur.

Terör örgütünün resmen tanınmasıdır.

DTP’liler sivil örgütleri ziyaret ediyorlar.

En yararlı ziyareti dün gerçekleştirmiş sayabilirler kendilerini. Çünkü Türkiye Barolar Birliği’nde onlara ayaklarını yere basacak gerçekler açıkça söylenmiştir:

“Ortak eğitim dilinin Türkçe olması bizim olmazsa olmazımızdır. Güç kullanma tekelinin devlette olması ilkesinden vazgeçilemez.”

Bunların ihlâli cumhuriyeti zedeler.

Cumhuriyet sakatlanırsa demokrasi kalmaz.

O zaman neyin açılımını yapacağız?

G.Mengi
www.gazetevatan.com





Ahmet Türk ne demişti?


DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, “Bu süreçte çabalar ve fırsatların olduğunu” ancak “acıların bitmesini istemeyen güçlerin de bu süreci baltalamaya yönelik bazı çalışmaları olduğunu” savundu. Türk, şöyle konuştu: “Bu tartışmalı dönemde, bu sancılı süreci fırsata dönüştürme konusundaki yapılan açılımları sonuna kadar destekliyoruz. Neler yapabiliriz, neleri gerçekleştirebilir, ortak bir noktada nasıl buluşabiliriz, bu noktada çalışmaları sürdürüyoruz. İnanıyorum ki, bütün Türkiye halkı bu acılı sürecin sona ermesi için büyük bir çabanın içerisinde olacaktır. Bizim amacımız birbirimizi anlamaktır.” MAZLUM-DER Genel Başkanı Ahmet Faruk Uysal da katılımcı süreçlerden geçmiş bir sivil anayasa yapılması gerektiğini ifade ederek, “Anayasa yapılana kadar kültürel hakların verilmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz” dedi. Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Türk, şehit haberlerini değerlendirmesinin istenmesi üzerine şunları söyledi: “O haberi Mardin’deyken aldım, büyük bir üzüntü duydum. O acılar bizim yüreğimizdeki acılardır. Birileri gibi bunu kullanmıyoruz. Her yaşanan olaydan, her yaşamını yitiren insan için büyük acı duyuyoruz. Ama biz başından beri hep şunu söyledik, operasyonlar durmadığı müddetçe buna benzer şeylerin yaşanacağını görmemiz lazım. Bizim başından beri endişemiz bu. Bir açılım sürecinde sıfır noktada operasyonlar yapılırsa, bir dağın başına gidip operasyonlar yapılırsa, maalesef bu ölümlerle, acılarla karşı karşıya kalıyoruz. Türkiye’nin normalleşmeye ihtiyacı var. Normalleşme için herkesin hassasiyet göstermesi gerekiyor, bunun için operasyonlar yapılmamalı. PKK da elini tetikten çekmelidir, diye açık şekilde ifade ettik. Biz, bunu artık görmeye başladık.”

Yola Gelmeliymişiz!

Share ŞANLIURFA'nın Suruç İlçesi'nde, kendilerine `Yurtsever Demokratik Gençlik Meclisi' (YDG-M) adını veren DTP'li bir grup tarafından `Werin Ru' (Yola gelin) adıyla yürüyüş düzenlendi. Bölücübaşı Abdullah Öcalan posterlerinin açıldığı meşaleli yürüyüşe katılan yaklaşık 300 kişi Kürtçe `Ya Allah, Bismillah seroke me Abdullah' (Ya Allah, Bismillah, Başkanımız Abdullah) sloganı attı.

Kentin Atatürk Mahallesi'ndeki DTP Suruç İlçe binası önünde dün saat 21.00'de toplanan aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 300 kişi, ellerinde bulunan meşaleleri yakarak yürümeye başladı. Yürüyüşte yüzlerini poşu ile gizleyen bazı kişiler üzerinde, `Özgür bir kimlik için, özgür önderlik, demokratik çözüm, yola gelin' yazılı ve Öcalan fotoğraflarının asılı olduğu Kürtçe pankartı taşıdı.

DTP Suruç İlçe Başkanı Halit Yıldıztekin, Onbirnisan Belde Belediye Başkanı DTP'li İbrahim Halil Parıldar'ın da aralarında bulunduğu kalabalık, sık Öcalan ve PKK lehine Kürtçe ve Türkçe sloganlar attı. Cumhuriyet Meydanı'na kadar süren yürüyüş sırasında `zafer işaretleri' yapıp, `Biji serok Apo' (Yaşasın Başkan Apo), `PKK'yı yaratan Öcalan'a bin selam', `Öcalan', `Ya Allah Bismillah seroke me Abdullah' (Ya Allah Bismillah Başkanımız Abdullah), `Dişe diş, kana kan seninleyiz Öcalan', `Suruç ovası Apocular yuvası' sloganları atan kalabalığa, kadınlar da zılgıt çekerek eşlik etti.

Cumhuriyet Meydanı'nda sona eren yürüyüşte grup adına açıklama yapan Murat Kılıç adlı kişi, Kürtlerin yok sayıldığını ve her dönemde Kürt halkının sürgünlere ve saldırılara maruz bırakıldığını ileri sürdü. Kürt sorununa dair tartışmaların beraberinde yeni bir süreci başlattığını öne süren Kılıç, şunları söyledi:

"Sürecin taraflarından olan PKK seçim sürecinden beri eylemsizlik durumunu korumuş, son olarak bayrama kadar eylemsizliğin devam edeceğini belirtmiştir. Çözüm konusunda belirleyiciliği tartışmasız olan Kürt halk önderi sayın Abdullah Öcalan tarihi bir rol ve sorumluluk üstlenerek süreçteki yerini almıştır. Kürt sorunun çözümünde önemli bir milat olacak olan yol haritasını hazırlamış ve 20 Ağustos'ta cezaevi idaresine teslim etmiştir. Tartışmalara Kürt tarafı bütün güçleriyle olumlu bir katılım sağlamış, müzakerelerin sayın Öcalan ile olması gerektiğini her fırsatta dile getirmiştir. Bir taraftan bunlar yaşanırken diğer taraftan aynı olumlu havayı görmek mümkün değil. Yapılan operasyonlar yeni can kayıplarının yaşanmasına yol açmaktadır. Tartışmalara inkar temelinde yaklaşan kesimlerden tutun, çözümde aktif rol sahibi olan herkese `yola gelin' diyoruz."

Basın açıklaması ardından bir süre daha slogan atan grup DTP binasına giderek yürüyüşe son verdi.



www.gazetevatan.com

11 Eylül 2009 Cuma

Küre’selleşme...

Share Belediye başkanı açıkladı:

“Spreyler ozonu deliyor, ondan.”

*

Hugo Boss istifa etsin kardeşim!

*

Calvin Klein gözaltına alınsın.

Ralph Lauren tutuklansın.

*

Rüşveti alıp, kaçak binalara ruhsatı veren Christian Dior değil mi sahi? Dere yataklarını ıslah etmeyen Dolce Gabbana değil de, kim? Gözümüzün içine baka baka, “Parolamız 3Ç... Çöpü, çukuru, çamuru yok etmeyen belediye, işini yapmayan belediyedir” demedi mi, Emporio Armani? “Çevrecinin daniskası” değil mi, Elizabeth Arden? “Sele sebep olan binaları istimlak edeceğiz ama, elimizi kolumuzu bağlıyorlar, mağduruz” deyip, öbür taraftan, işine gelmeyen haberleri yapıyorlar diye çatır çatır yıkmadı mı güzelim okulu, Jean Paul Gaultier? Hayatında kürek bile görmemiş eşine dostuna, ihaleleri dağıtmıyor mu babasının malı gibi, Issey Miyake?

*

Bu ülkenin namuslu insanları içeri tıkılırken, vicdanını kaleme alan gazetecilerin tasfiye listeleri havada uçuşurken, “Ben işadamıyım, bana ne, ben cebime bakarım arkadaş” demiyor mu, Donna Karan? Yves Saint Laurent değil mi, avanta kömürü makarnayı kapıp, hür iradesini satan?

*

Güya mübarek ramazan.

Kimdir bir yandan oruç tutan...

Bir yandan soyan?

*

Sizler, naklen seyrederken yağmacıları, boğularak ölenlerin altın dişlerini sökmediklerine dua ederken...

Kimdir Allah aşkına, “Yok öyle yağma mağma” diye fırçalayan?

*

E haliyle...

“Bunlar ozonu deldi” diyor.

Haklı adam.

*

Küre’selleşmedir...



İtiraz edilmeyen, aksine, alkışlanan bir zihniyettir aslında memleketi basan.

Yılmaz ÖZDİL
www.hurriyet.com

10 Eylül 2009 Perşembe

Suçlu: Halk!

Share Sen İstanbulsun büyük düşün!


Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür.

Akılda tutması zor bir cümle.

*

İnsan hafızası özürlüdür çünkü.

*

Bakın “görülmemiş afet” diyorlar.

Görüldü halbuki.

Hem de “görülmemiş” diyen basınımızın burnunun dibinde...

Basın Ekspres Yolu’nda görüldü.

*

Aynı yer, aynı dere.

1995’ti sene.

*

Kimdi belediye başkanı?

Şimdiki Başbakan.

Kimdi İSKİ müdürü?

Şimdiki Çevre Bakanı.

Asfaltta kayıkla geziyoruz...

Kimdi kayık müdürü o günkü?

Ulaştırma Bakanı bugünkü.

*

15 senedir İstanbul’u...

7 senedir ülkeyi yönetiyorlar.

Depremde, evden çık!

Karda, evden çıkma!

Yağmurda, üst kata çık!

Gözleri var görmezler, diyor ya...

Görülemiyor hâlâ.

*

8 artı 2 şehide gelince...

O görülmemiş değil.

Sıradan.

O nedenle birinci sayfalarda pek “görülmez” basınımız tarafından.



Yılmaz Özdil
10.09.2009
www.hurriyet.com.tr

6 Eylül 2009 Pazar

ATATÜRK

Share

Yaygara, kelle, sayın

Share

Bir öğüt, bir oyun ve sahnede çocuklar

Share Çocukları figüran yapıp oynatan Kürtçü tiyatro!

Arapları, Osmanlı’ya karşı kışkırtarak, Ortadoğu’da sömürge ordularına cömert ortamlar hazırlayan İngiliz casusu Lawrence’ın bir öğüdü var. Ünlü casus bu öğüdünü, petrolü kontrol etmek için Ortadoğu coğrafyasını cetvelle-pergelle bölmeye gelmiş İngiliz ordu komutanlarına ve onların arkasındaki emperyalist devlet adamlarına söylüyor.

Lawrence’ın öğüdü şu:

Bütün çatışmaları, yerel savaş haline dönüştür. Sen aradan çekil, bırak onlar vuruşsunlar.

Arap, Arapla savaşsın.

Arap, Kürtle boğazlaşsın.

Acem, Arap’a saldırsın.

Türk, Kürt’le vuruşsun.

Sen (ABD-İngiltere) aradan çekil.

Türkiye Cumhuriyeti topraklarında ilk perdesi; PKK’nın 25 yıl önce Türk ordusuna silah sıkarak başlattığı bölücü kalkışma ile sahneye konulan ve ikinci perdesi özerk federasyona geçmeyi kapsayacak ve son perdesi de bağımsız Kürdistan’ın kurulmasıyla noktalanacak oyun Lawrence’ın öğüdü doğrultusunda devam ediyor.

Kürtle Türk vuruşturuluyor.

***

Biz şu anda tarihe tanıklık ediyoruz. Türkiye’nin bütünlüğünü dibinden ince ince sallayıp sarsarak parçalayacak bir değişim sürecini yaşamaktayız. Belki de “Anadolu coğrafyasında bir Bosna-Hersekleştirmeyi” de göze almış bu hain süreçte; “Türk’ü Kürt’le vuruşturmak” için en aşağılık yöntemlerden birini kullanıyorlar.

Çocukları alet ediyorlar.

Çocukları figüran yaptılar.

Bölücü tiyatroda oynatıyorlar.

Güneydoğu kentlerinde 8-10 yaşındaki çocukların yüzlerine çaput maskeler taktırıp Filistin’de İsrail askerini taşlayan Arafat çocuklarına benzeterek onlara Türk askerini, polisini taşlatıyorlar. Çocukları TV’de ekrana çıkartıp, “Atatürk sizin için neyse Sayın Abdullah Öcalan da bizim için odur” dedirtiyorlar. İsmi lazım değil bir büyük gazetede yaşını başını almış saçı sakalı ağarmış, tecrübeli, gözlüklü ve efendi bir gazeteci de geçen gün Diyarbakır Batman’da 10 yaşında bir kız çocuğunun “Evinde okul kurup kendi yaşıtı arkadaşlarına Kürtçe öğretiyor...” başlığıyla fotoğraflı röportajı kaleme almıştı. Yazar da derse girmiş, Kürtçe öğreten 10 yaşındaki öğretmeni dinlemiş, “Akademik standartta eğitim veriyor” diye yazıyordu. Evi okul yapan, o sıraları, kitaplıkları, kara tahtasıyla eksiksiz organizasyonu kuran 10 yaşındaki akademisyen kız çocuğuymuş, arkalarında büyükler yokmuş gibi anlatıyordu. Bu tip tiyatroları sürece alışsın diye Türkiye toplumuna seyrettiriyorlar.

Bu çocuklar figüran.

Arkalarında büyükler var.

Pala bıyıklı babalar, amcalar.

Onların arkasında ABD ve İngiltere duruyor. Ve ABD ile İngiltere’nin arkasında Lawrence’ın öğüdü: Bütün çatışmaları, yerel savaşa dönüştür. Sen aradan çekil, bırak onlar vuruşsun.

Türk, Kürt’le boğazlaşsın.

Süreç “açılımla” yürüyor.

Çocuklar figüran.


Necati Doğru
www.gazetevatan.com

5 Eylül 2009 Cumartesi

ATATÜRK Suçludur!!

Share

4 Eylül 2009 Cuma

Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı'ndaki Şehit Sayılarıyla Gerçekler

Share

Kurtuluş Savaşı

Share

Nihat Genç'ten dürüst sözler

Share